11 Ocak 2013 Cuma

Skyfall, William Turner ve Yeşilçam


MI6’ in en ünlü ajanı geçtiğimiz yıl hünerlerini sergilemek üzere 3. defa Türkiye’ye geldi. James Bond’un ülkemize ilk ziyareti sırasında takvimler 1963’ü gösteriyordu. “From Russia With Love”* isimli 
filmde Sean Connery, gelecekte gelmiş geçmiş en iyi James Bond olarak anılacağını bilmeden kahramanlık becerilerini en üst düzeye taşıyordu. 
İkinci ziyaret Bond’ların yüz karası olarak anılan Pierce Brosnan tarafından “The World Is Not Enough”** filmiyle 1999 yılında gerçekleşti. 
Ve sonuncusu da geçtiğimiz yıl “yürek yakan” İngiliz casusu, “buz gibi” bir tavırla canlandıran Daniel Craig’li “Skfall” ile sinema tarihine kazındı. 



Resim: http://www.beyondhollywood.com/bond-23-title-confirmed-as-skyfall-plot-details/ 

23. Bond filmi olan Skyfall' un logosu.

İlk iki film için dönemin yetkili makamlarının ve kamuoyunun 
ne düşündüğü bilinmez ama Skyfall için oldukça pembe hayaller kurulmuştu:) 
Güzel ülkemiz, İngiliz casusun ardında görününce, izleyicilerin gözünü perdeden ayıramayacağı düşünülmüş olmalıydı. 
Yoksa Tarihi Yarımada’nın değerli kültür hazineleri, çökme tehlikesine rağmen ne diye atlamalı-patlamalı bir filmin mekânı olabilirdi ki! 
Sonuçta üzerine çöl tozu çökmüş, kubbeli, denizi olmayan, Ortadoğu’da herhangi bir yere benzeyen bir Türkiye perde de yer aldı. 
Türkiye diyorum, çünkü İstanbul, Adana ve Fethiye güzergâhında çekilen sahnelerde yer ismi belirtmeye lüzum görülmemişti. Bunun sebebi İstanbul-Adana arasının trenle 10 dakika olarak yansıtılması olabilir. Aradaki farkı sadece Türk izleyici anlayabileceği için pek önemli bir ayrıntı da sayılmayabilir. Elbette bu neticede “Türkiye’yi dosta düşmana tanıtalım” filmi de değil!

Resim: http://www.mitteleuropa.x10.mx/filmlocations_fromrussiawithlove.html

Sean Connery ve Daniela Bianchi Galata Köprüsü'nde /1963

Her şeye rağmen zihin, 1963’ün İstanbul’unda geçen From Russia With Love’da gösterilen tarihi dokusu, zarif ve modern insanları ile göz dolduran İstanbul’u ister istemez anımsamadan edemiyor.
 Bu bağlamda sadece, İstanbul, yabancı film ekibinin Oryantalist bakış açısına kurban gitmiştir denilemiyor. 60’ların Türkiye’si ile günümüz Türkiye’si arasındaki “gelişme” dışardan daha net fark edilebiliyor ne yazık ki…Dolayısıyla Arap tınılı bir müzik, sarımtırak bir toz bulutu, içler acısı bir pazar yeri gibi yanıltıcı ayrıntılarla olduğundan daha vahim sunulması da kimsenin umurunda olmayabiliyor!  
  

                                               Resim: http://007fanart.wordpress.com/2011/03/10/new-from-russia-with-love-poster/

James Bond ve Yeşilçam…

Skyfall ile beraber 23 adet James Bond filmi var.
 007’yi oynamak her aktörün hayali mi bilinmez ama Sean Connery’den sonra Bond’u canlandıran her aktöre sinema tarihinde bir kulp takılmış durumda. Yine de benim aklıma James Bond deyince Sean Connery yerine Sadri Alışık geliyor:) Yeşilçam severlerin bildiği gibi 24. James Bond filmi 1967 yılında tamamı İstanbul’da ve Halit Refiğ tarafından çekildi. Filmin adı “Kız Kolunda Damga var” ama bu sizi yanıltmasın:) Kızımız, yani Fatma Girik “Demir Çiçek” kod adlı bir casus; kolundaki çiçek dövmesi de filme adını vermiş. James Bond’u Sadri Alışık canlandırıyor; gayet şık, zeki ve baştan çıkarıcı. Diğer Bond’lardan bir farkı olmadığı rahatça söylenebilir:) Fatma Girik’se Batılı Bond kızlarından daha şanslı. Batı versiyonlarında olduğu gibi ikincil konumda değil. Dişe diş kana kan mücadele ediyor; hem güzel, hem seksapeli yüksek, hem de başarılı bir casus:) Komedi-macera türündeki film çağına göre gayet nitelikli. 

 
                                                              Resim: http://www.film-merkezi.com/film-14701.html
 Sadri Alışık filmde iki farklı karakteri canlandırıyor.Nedense afişte Bond halini kullanmayı uygun bulmamışlar.


İlginç bir biçimde orijinal Bond serisinin yapımcıları da George Lazenby’nin yarattığı hayal kırıklığından sonra rolün hakkını verecek yeni bir 007 ararken Yeşilçam’a uğramış! 
Tesadüfen İngiltere’de montajı yapılan George Arkın*** filmine denk gelen bir yetkili aktörün diğer filmlerini araştırmış ve aktörle bağlantıya geçmiş. Aktör davet üzerine İngiltere’ye gitmiş. 
3. James Bond olma meselesi birden ciddiye binmişken aktörün Türk olduğu, adının da Cüneyt olduğu ortaya çıkıvermiş.  İngilizlerin davranışlarına yansıyan hayal kırıklığı Cüneyt Arkın’ı da etkilemiş ve dil eğitimini bırakıp, Bond olmaktan da vazgeçip Yeşilçam’a dönmüş.  

Cüneyt Arkın ve 2. James Bond George Lazenby



Skyfall ve değişen Bond…


Yeşilçam’dan Skyfall’a dönecek olursak Daniel Craig, en çok eleştirilen Bond’lardan biri. Oyunculuğundan ziyade soğuk tavrı ve fiziki özellikleriyle bazı sinema eleştirmenleriyle birkaç emekli 007’nin tepkisini çekmiş durumda. Skyfall’da kendisi 3. defa James Bond’u canlandırdı.  Perde de değişen dünyaya ayak uydurmuş ve daha ayakları yere basan bir Bond olmasına karşın bazı ilkelere yine harfiyen uyulması gözden kaçmadı. 007’lerin genel özelliği olarak aktör yine bir İngiliz’di. 
Filmin kötü adamları dünyanın her milletinden olabilirdi ama asla İngiliz olamazlardı; hatta MI6’te casus olsalar bile İspanyol kanı taşımalarında bir sakınca yoktu. Takım elbise en çok Bond’a yakışır (yakışmıştı gerçekten:)) ve en tehlikeli anlarda dahi kol düğmeleri düzeltilebilirdi.  Bir İngiliz casusu olarak vatan sevgisi her şeyden önce gelirdi ve Bond her şeyi ülkesi için yapardı. Kadınlar Bond’u hep baştan çıkarıcı bulurdu ve belki erkekler de! Bir de Alman bira firmasının milyonlarca dolarının hatırına artık kült haline gelen votka-martiniden biraya geçilebilirdi; küresel ekonomik kriz diye bir gerçek vardı:)



Resim: http://www.dailymail.co.uk/news/article-2217573/Skyfall-Bond-man-golden-touch-gun-critics-hail-new-movie-best-ever.html


William Turner ve James Bond…

Her ne kadar Türkiye sahnelerinde bunu yansıtmamış olsa da James Bond her filmde olduğu gibi bu filmde de kültürlü ve sanatseverdi. 007,Trafalgar Meydanı’ndan National Gallery’e girerken yalnız ve sakindi. Batı sanatının birçok şaheserine ev sahipliği yapan müzede İlerledi ilerledi ve şaşırtıcı olmayacak biçimde bir İngiliz’in önünde durdu. Romantik Dönemi’n en ünlü İngiliz ressamı Joseph Mallord William Turner 
(775-1851)’ın kendisi kadar tanınmış eserlerinden biri olan “Savaşçı Temeraire”**** aracılığıyla izleyiciye mesaj vermeyi tercih etti. 



  Resim: Treasures of The National Gallery London/ Abbeville Publishers NY/London
  Joseph Mallord William Turner/Savaşçı Temeraire/1838-39/ National Gallery/Londra

M. W. Turner'ın hayatına kısaca bakacak olursak Bond ve Temeraire buluşmasının kıymetini daha iyi anlayabiliriz. William Turner, sıradan bir berberin oğlu olarak Londra’da dünyaya geldi. Ailevi problemleri nedeniyle düzenli bir eğitim alamasa da o kadar yetenekliydi ki 14 yaşında Kraliyet Akademisi’ne girdiğinde bu durum kimseyi şaşırtmamıştı. Sonraki yıllarda gözlem tutkusu ve mükemmel hafızası yeteneğini besleyen en önemli kaynaklar oldu.  Erken yaşlardan itibaren aranan bir sanatçı haline geldi ve kısa sürede muazzam bir servet elde etti. Işığı, gökyüzünü, atmosferik olayları betimlediği eserlerinde doğanın yüceliğini vurguladı. Sanatçı, 19. yüzyılın en önemli ve öncü manzara ressamı olarak kabul edilir. Başta İzlenimciler olmak üzere 20. yüzyılın birçok yenilikçi sanat akımı için kilit bir isimdir. Turner’ı bu kadar önemli yapan bir diğer husus, vasiyetidir. Sanatçı 100’den fazla başyapıtını ve onlarca eskizini İngiliz halkına bırakmıştır.

“Savaşçı Temeraire” işte bu müthiş ressamın İngiliz halkına bıraktığı başyapıtlarındandır. Temeraire, Kraliyet Donanması’nın en görkemli günlerinin adeta yüzen bir anıtıdır. 21 Ekim 1805 tarihinde İngilizler, Trafalgar açıklarında İspanya ve Fransa kuvvetlerini kayıpsız mağlup ederken; Temeraire, ünlü Amiral Horatio Nelson komutasındaki filonun kahramanca mücadele eden gemilerinden biriydi. Turner, kahraman gemiyi Thames Nehri üzerinde, sökülmek üzere bir römorkör tarafından tersaneye sürüklenirken görmüş ve tam da bu anı tuvale aktarmıştı.  
Resimde eskimiş, teknolojiye yenilmiş, destansı günleri çoktan geride kalmış, artık sadece anılarda yaşayacak bir gemi kederli bir sona doğru adım adım ilerliyor. Ufukta altın renkleriyle güneş çoktan onu terk etmeye başlamış; karanlık artık sadece gün dönümünü değil aynı zamanda Temeraire’in ebedi yok oluşunu da simgeliyor.
Tıpkı filmdeki yaşlanmış, güçten düşmüş, kahramanlık günleri geride kalmış, gamlı gözlerle resmi izleyen James Bond gibi…Savaşçı Temaraire, Bond’un içinde bulunduğu durum için o kadar doğru bir metafor ki bunu kullanma fikrini ortaya atan her kimse ancak tebrik edilebilir.

Son Söz…

Sırf perdede kocaman bir Turner görmek için bile bu film izlenebilir:) Ayrıca Türkiye’yi sunum biçimine içerlemiş olsam da “Sezar’ın hakkı Sezar’a” Skyfall en iyi Bond filmlerinden biri. Sean Connery’ciler bozulabilirler ama Daniel Craig başarılı bir Bond kimliği ortaya koyuyor.
Son olarak eklemek isterim ki James Bond karakterinin yaratıcısı Ian Fleming, romanlarında 007’yi 1.83 boyunda, kumral ve yeşil gözlü olarak tanımlıyor. Sean Connery 1.89, Daniel Craig 1.78, Cüneyt Arkın 1.82 boyunda:) Aslında kader çağırmış diyeceği geliyor insanın:)    


Meraklısına Not: Cüneyt Arkın’ın James Bond olma serüvenini, kendi ağzından bir röportajda dinledim:) Kız Kolunda Damga Var’ı klasik filmleri sevenlere tavsiye etmek boynumun borcudur. William Turner ve Savaşçı Temeraire ile ilgili daha detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.  Yine hali hazırda piyasada bulunan bütün Sanat Tarihi kitaplarında ressamı ve eserini bulmak olasıdır.  Ek olarak “Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Resim”(Caretta Yayıncılık), “1000 Muhteşem Resim” (YKY) gibi kitaplarda da Savaşçı Temeraire ile ilgili açıklamalar bulunmaktadır. Skyfall dahil olmak üzere bütün Bond serisi de görülmeye değerdir.

*“Rusya’dan Sevgilerle” adıyla ülkemizde gösterilmiştir.
**“Dünya Yetmez” adıyla ülkemizde gösterime girmiştir.
***Cüneyt Arkın filmleri yurt dışında gösterilirken, coğrafyasına göre aktöre Steve, George, Lee gibi isimler verilmiştir.
****Eserin tam adı: The Fighting “Temeraire” Tugget to Her Last Berth to  Be Broken Up. Eser Türkçe yayınlarda genellikle “Savaşçı Temeraire”  adıyla anılmaktadır.



8 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı.
    Demek ki ne yapıyormuşuz? Okurken, izlerken, bakarken kafayı çalıştırıyormuşuz:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Sezercim:) Beğendiğine sevindim:) Kafamıza sağlık::))

      Sil
  2. Merhabalar Asli. Iyiki geldin bloguma bende seni blogunu gordum bu vesile ile. Cok hosuma gitti yazin. Skyfall'da Craig'in butun takimlari Tom Ford'dan bir TF hayrani olarak butun detaylari izledim tabiki. Lazenby icin cok uzuluyorum en kotu Bond secilmesi ne fena. :)( Username bir garip biliyorum takildi kaldi oyle lutfen ignore et.) Sevgiler ChicScience

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de çok memnun oldum:) Teşekkür ederim:) Demek ünlü İngiliz'i ünlü bir Amerikalı giydiriyormuş:)Şıklığı boşuna değilmiş:)

      Sil
  3. Atatürk'ün smokincisi olan aileden Levon Kordonciyan da giydirmiş. Haberlerde vardı bugün.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir önceki filmde olabilir gerçi. Ondan emin değilim.

      Sil
    2. Dün akşam tesadüfen belgeseli vardı. Ian Fleming'in karakterleri, silahları, araçları vs nasıl seçtiği anlatılıyordu. Belki kostüm kısmı da vardı da ben yarısında açtım. Adam üslubunu beğenmediği bir mimarın adını Goldfinger'daki kötü adam olan Goldfinger'a vermiş:))Tabi adam da bunu mahkemeye:) Birçok seçimi modern zamanlarda da kullanılıyor anladığım kadarıyla da moda zamana yenik düşen bir alan:)

      Sil
  4. evet çok gzl bir yazı, Türkiye'de doğması şanslızlık olan 3 isimden biridir benim Cüneyt Arkın, diğerleri Şener Şen ve Teoman :D

    YanıtlaSil