1 Nisan 2014 Salı

Sait Faik'le Burgazada

"Nasıl bir dünya mı? Haksızlıkların olmadığı bir dünya… İnsanların hepsinin mesut olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu, doyduğu bir dünya…Hırsızların başkalarının haklarına tecavüz etmelerinin bol bol bulunmadığı… Pardon efendim! Bol bol bulunmadığı ne demek? Hiç bulunmadığı bir dünya..." *
ya…

Buz gibi bir kış gününde adalardan Burgaz olanına gitmeye karar veriyoruz. Martılar etrafımızda döne döne, griden maviye çalan denizde şairane bir ada vapurunun içindeyiz. Adanın kış hali ile ilk defa müşerref oluyoruz. 
Daha baştan bir melankoli müzesi içinde kaybolmuş gibiyiz. Derin bir sessizlik hakim. Başıboş ada köpekleri ve çığlıkları vapurun ufukta yitip gitmesiyle sessizleşen martılar. Ortalıkta tıkır tıkır tıkırdayan faytonlar bile yok. Kısa süre sonra bu Nuri Bilge Ceylan atmosferinden çıkıyoruz. Yüksek perdeden konuşmalarımız ve kıkırdamalarımıza kulak kabartan adanın yerlileri sokak kuytularından ya da pencere aralığından merakla gülümseyerek "hoş geldiniz" diyor. Karanlık basınca taa uzak İstanbul'un renkli havai fişekleri ışıldayan kavisler çizerek dikkatimizi çekiyor. Burgaz'daki balkonda bu parlak manzaraya bakarken tahminler yürütüyoruz. Acemi adalıyız, kıdemli adalılar ne böyle bir durumda ne yapar bilemiyoruz...




Ertesi günün başlangıcını rotamızı Sait Faik Müzesi'ne çevirerek yapıyoruz. Yıllar yılı gelirim, istisnasız hep kapıdan dönerim. Yine kapı duvar. Günün gerisini Orhan Veli'nin dediği gibi :

"Şu ada senin bu ada benim,
       Yelkovan kuşlarının peşi sıra. " ** 

geçirdikten sonra Burgaz'ın Barba Yani'sinde sofradaki balıkları bir kenara bırakıp Sait Faik konusunda yan masaları ve çalışanları soruşturuyorum. Müzenin açık olduğu konusunda herkes hemfikir. Geçici bir süre için de olsa ben de Burgaz'lıyım. Burgaz'da olduğum her gün Sait Faik'in kapısına dayanmayı görev addediyorum. Sabah yeniden küçük ve güzel grubumla Sait Faik'in evinin önündeyiz. Ve o da ne müze yani Sait Faik Abasıyanık'ın evi kapılarını açmış bizi bekliyor. Çocuklar gibi seviniyorum.  

Müze evin hikayesi...



Sait Faik Abasıyanık 18 Kasım 1906'da Adapazarı'nda doğdu.  Bir müddet İstanbul Üniversitesi'nde (Darülfinun) Türkoloji eğitimine devam etti. Ardından babasının isteğine uyarak Lozan'a iktisat okumaya gitti. Lozan'dan Fransa'ya geçti ve burada birkaç yıl kaldı. Yurda döndüğünde Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi'nde Türkçe öğretmeni olarak görev yaptı. Daha sonra babasının yönlendirmesiyle ticaret hayatına atıldıysa da bu macera oldukça kısa sürdü. 



1939 yılında babasının vefat etmesiyle annesiyle birlikte Burgazada'da yaşamaya başladı. Her ne kadar hafta içi günleri Beyoğlu'nda geçirse de hafta sonları muhakkak adasına geri dönüyordu. 1953 yılında "Modern edebiyata yaptığı hizmetlerden dolayı" Amerika'daki Mark Twain Derneği'ne onur üyesi seçildi. Takvimler 11 Mayıs 1954'ü gösterdiğinde ise Sait Faik uzun yıllardır çektiği siroz hastalığı nedeniyle yaşama veda etti. Ölümünden bir yıl kadar önce Fatih'teki Darüşşafaka Lisesi'nin düzenlediği bir edebiyat etkinliğine katılmıştı. Bu etkinlik esnasında okulu gezmiş ve öğrencilerle sohbet etme imkanı bulmuştu.  Evine döndüğünde annesi Makbule Hanım'a tüm mal varlığını ve kitaplardan gelecek telif haklarını Darüşşafaka Cemiyeti'ne bağışlama fikrinden söz etmişti. Anne Makbule Abasıyanık oğlunun vefatının ardından bu fikri hayata geçirmiş; mal varlığının büyük bir kısmını ve Sait Faik'in eserlerinin telif haklarını Darüşşafaka Cemiyeti'ne bağışlamıştır. 



Yazarın öykülerinin çoğunun hayat bulduğu Burgazada'daki bu ev Darüşşafaka tarafından 1964 yılında "Sait Faik Müzesi" haline getirildi. 1955 yılında anne Makbule Abasıyanık tarafından başlatılan ve şu an Türk edebiyatının en prestijli ödüllerinden biri olan "Sait Faik Hikaye Armağanı" da halen Darüşşafaka'nın çalışmalarıyla sahibini bulmakta. 



Mavi gözlü bir balık...



Sait Faik'in balkonundan...

Sait Faik'in eserleri hep kendisinden, yaşantısından , adasından, martılardan, Beyoğlu'ndan izler taşır. Adaya indiğiniz anda gelen tanıdık atmosferin sebebi de Sait Faik'tir. Bu sade köşkün içinde dolaşırken bu duygu daha fazla dokularımıza nüfuz ediyor. Yabancısı olmadığımız bir evde dolaşıyor gibiyiz. Balkona doğru hipnotize olmuş gibi yürürken zihnimi Sait Faik'in "Papaz Efendi"'sinden bir bölüm işgal ediyor kaçınılmaz biçimde :


"Evimiz kilisenin karşısındaydı.Bu, akşamüstleri lacivert kesilen gökyüzüne, neftileşen çamlara kırmızı tuğladan vücudu ile yaslanan, çan kulesi olmadığı için tepesine her zaman bir karga yahut da şair bir karga konan haçıyla Bizans'tan beri yüzlerce Rum kalfanın Ortodoks ve cahil kafasından restore edilmiş, kiliseden çok bir Bizans derebeyinin evine benzeyen bir binadır. Bir tek kubbesi vardır. Bina çirkin değildir. Ama güzel de değildir." *** 

 


 Sait Faik'in martılarla, denizle, kitaplarla, sayfalarla ve annesiyle olan dünyasının bizi yutmuş durumda. Şubat ayazında sıcacık bir ev.
Çağdaşları arasında pek yokluk çekmemiş az sayıdaki edebiyat ve sanat insanından biri Sait Faik. Bunu da annesi Makbule Hanım'ın maddi desteği ile sağlamış. Makbule Abasıyanık oğlunu bir yandan edebiyat alanında desteklemiş diğer yandan da kontrolü elinde bulundurmuş. Sait Faik annesine hep çok saygı duymuş ama aynı ölçüde de çekinmiş. Aralarında sevgi ve otoriteyle çetrefilleşen marazi fakat aynı ölçüde güçlü bir bağ gelişmiş. Anne Makbule Hanım'ın bulunduğu fotoğraflarda bile bu hissediliyor sanki. 




Sait Faik Abasıyanık'a ait  yazı takımı, kalemlik ve kurutmalık.

Yazar olduğunun anlaşılmasından çekinen bir yazar Sait Faik.  Gündelik hayatında herkesle aynı yazgıyı paylaştığına inanmış hep. Bir simitçiden, vapura yetişmeye çalışan herhangi bir memurdan daha farklı bulmamış kendini. Yazarlık konusunda ahkam kesmekten de kaçınmış olabildiğince. Arkadaşları arasında alaycı bir balık olmuş. Patlak mavi gözleri onun balık olduğunun pekala kanıtıymış işte. Bir de derin çizgilerle bezenmiş o gözlerin kenarları ama onlar gülmekten değil; parlak güneşli günlerde gözlerini kısmasındanmış. 
En büyük aşkı Alexandra'yla sonları hüzünlü bitmiş. Hep yalnız bir adam olmuş Sait Faik ve yalnızlığının hep çok farkında olmuş. Sanıyorum arkadaşı şair Celal Sılay, Sait Faik'i en güzel anlatanlardan biri:

 "Gece yarıları portakal soyardık. Yarısına kadar ısırırdık. Sonra o bir şarkı tuttururdu. Makamına uyardım. Ben bir şarkı tuttururdum, makamına uyardı: 

Dındır dındırı dındır dın

Dındır dındır dın.

O bekardı, ben bekardım. Akşamları severdi, akşamları severdim. Beyoğlu'nda gezerdi, Beyoğlu'nda gezerdim. Yanında boş bir adam arardı. Yanımda boş bir adam arardım. Konuşmak istemezdi, konuşmak istemezdim. Büyük laflardan hoşlanmazdı, büyük laflardan hoşlanmazdım. Küfredilecek bir herif arardı, küfredilecek heriftim." **** 


Sait Faik'e mektup yazmalı...

Müzeden ayrılmaya ramak kala üst katta Sait Faik'in yazışmalarının ve resmi bazı belgelerin bulunduğu bir odaya giriyoruz. Burada Sait Faik'e gönderilmiş mektuplar dikkat çekiyor. Tanıdık ellerin imzaladığı özel metinler. Bu oda Sait Faik'i ziyarete gelenlere çok güzel bir fırsat sunuyor. Dilerseniz masaya oturup Sait Faik'e mektup yazabiliyorsunuz! Ben de oturup Sait Faik'e samimi bir mektup yazıyorum. Özenle katlayıp kutuya atıveriyorum. Nedense mektup, Sait Faik'le aramızda kalacak bir sırmış gibi bir hissiyat içindeyim. O anda mektupların müzenin internet sitesinde yayınlanacağını bilmediğimi de belirtmek isterim:)  


Sait Faik'siz geçen 60 yılı tamamlamışız. Sait Faik'siz demek gerçekten Sait Faik'siz olmak demek değil esasında. Kimin hayatına değmemiştir ki Sait Faik bir kitabıyla, bir cümlesiyle, belki de bir dizesiyle...Bu yıl 42. İstanbul Müzik Festival'i kapsamında Fazıl Say'ın Sait Faik için bestelediği eserin dünya prömiyeri Burgazada sahilinde yapılacak. Fazıl Say ve arkadaşları 25 Haziran akşamı yıldızların altında ve meraklı martılar eşliğinde Sait Faik'i selamlayacak...Ölümünün 60. yılında Sait Faik yıldızların arasından bize göz kırpacak...



Kaynaklar, Tavsiyeler, Notlar: 

-Sait Faik Abasıyanık, Lüzumsuz Adam, İş Bankası Kültür Yayınları
-Sait Faik Abasıyanık, Havada Bulut, YKY
--Salah Birsel, Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu, Sel Yayıncılık
-Orhan Veli, Seçme Şiirler, Adam Yayınları
-http://saitfaikmuzesi.org/
- Darüşşafaka Cemiyeti

*Sait Faik/Havada Bulut/ İstanbul/ YKY/ 2006/ s.24
**Orhan Veli / Seçme Şiirler / "Gün Olur"/İstanbul/ Adam Yayınları/ 1997 / s.24
***Sait Faik/ Lüzumsuz Adam / "Papaz Efendi" / İş Bankası Kültür Yayınları, 2013, s.75
****Salah Birsel/ Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu/ İstanbul/ Sel Yayıncılık/ 2009/ s.125-126

9 yorum:

  1. Burgazın başka bir yeri vardır bende halkı nerede ise hiç değişmemiş tek ada kaldı istanbulda çok güzel bir tercih yapmışsın çok eğlendiğinizi düşünüyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzeldi gerçekten. Siyah beyaz bir filmin içine sıkışmışız gibi:) Teşekkür ederim:)

      Sil
  2. Müze yi bir gün açık yakalamak umuduyla... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yaz daha fazla şanslı olunabilir bu konuda. Yani belki:) İnşallah:)

      Sil
  3. Çok değerli hikayecilerimiz var. Sait Faik belki de en değerlileri. Güzel anlatmışsınız. Teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rabia Hanım çok teşekkür ederim:)

      Sil
  4. Sevgili Asli Bora hayatimda Burgaz Ada'ya bu kadar gitmek isteyecegimi dusunemezdim, sayenizde hemen su anda gitmek istiyorum. Nefisti anlatiminiz, sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne kadar güzel şeyler yazmışsınız Mukaddes Hanım; çok teşekkür ederim. En kısa zamanda Burgaz yolcusu olmanızı diliyorum:) Hazır bahar da geldi:)

      Sil
  5. gittim ona,ama kapıyı o açmadı,keşke açsaydı :(

    içlendim sayende,sevgiler

    YanıtlaSil