4 Aralık 2015 Cuma

Kızıl Ordu ve Kahraman Fetisov

Bu bir Slava Fetisov ve onun ait olduğu Kızıl Ordu'nun yazısı. Fetisov bir kahraman. Buzun üzerinde Sovyetler'i başarıdan başarıya taşımış bir asker. Ama bildiğiniz askerlerden değil! Kızıl Ordu da o bildiğiniz Kızıl Ordu değil zaten...Şampiyon bir takımın bir ülkeyi yüceltme hikayesi...Buzun üzerinde Sovyetler'in kapitalizmi devirme mücadelesi...Sovyetler Birliği'nin milli buz hokeyi takımı: Kızıl Ordu!



Alelacele baktığım bir film kataloğundan seçtiklerimi gişedeki görevliye sıralıyorum. Her zaman olduğu gibi burnumun dibindeki festivale bilet almak için fazlasıyla gecikmişim. Bu nedenle seçtiğim filmlerin en az yarısına yer kalmamış. Pek kederlenmiyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse son birkaç yıldır festival zamanı hep seyahatte olduğumdan, aldığım biletler öylece çöpe karışıyor.  Çalışma masamın çekmecesinde biletler beklerken yine yolculuğa çıkıyorum. Döndüğümde festivalin son günü gelip çatmış bile. Tam hepsini kaçırdım derken son gün için bir biletim olduğunu fark ediyorum. Biletin üzerinde Red Army yazıyor. İtiraf edeyim yorgunluktan elimi bile kaldırasım yok ama biletin üzerinde yazan film adına tav olmuş durumdayım. Birkaç sokak ötedeki sinemaya gidip yerime oturuyorum...
İşte o gün, o salonda buz hokeyi hayranı oluyorum; Kızıl Ordu taraftarı oluyorum; Slava Fetisov kahramanım oluyor...Ve Sovyet sistemi bir kez daha kalbimi kırıyor...
Sonra birçok kişiyle konuşuyorum. Nedense belirli bir yaşı devirmiş insanların konuya aşina olması gerekir fikrine sarılıyorum. Ne çere ki "Buz hokeyi pek ilgi alanıma girmiyor" cevabı yüzüme kapanan bir kapıya dönüşüyor. Devamında daha fazla bilgi, daha fazla doküman peşine düşüyorum...


Kızıl Ordu...Ulusal Forma Aşkına...

 Joseph Stalin tarafından kurulan bir takım Kızıl Ordu. Kırmızı formaların üzerinde kocaman beyaz harflerle CCCP yazan, en iyi olmayı ulusal onur meselesi haline getiren bir sistemin takımı. 
Kızıl Ordu'nun benim anlatacağım bölümü 60'ların Moskova'sında başlıyor. Hikayenin kahramanı mavi gözlü, sarışın bir çocuk. Çocuğun adı Viacheslav Fetisov ya da daha bilinen haliyle Slava Fetisov...Zor bir hayatın içinde büyüyor Slava. Yaşadıkları daireyi üç aileyle paylaşıyorlar, evlerinde tuvalet yok, akan su bile yok. Ama çok mutlu bir çocuk, mutluluğun sırrı hokey. Slava'nın çocukluğunda buz hokeyi Sovyetler Birliği'nin milli sporu gibi. Müthiş seviliyor dahası en iyi oyuncuları yetiştirmek ve en iyi oyunu sergilemek için muazzam bir çaba harcanıyor.  
Yetenekli Sovyet çocukları küçük yaşta seçmelere katılıyor. Slava da bu çocuklardan biri. Ailesi ona kask, eldiven, paten gibi hokey  malzemelerini alabilmek için iki yıl para biriktiriyor. Slava bu seçmelere ikinci katılışında takıma girmeye hak kazanıyor.        
Bu tarihlerde Kızıl Ordu'nun baş koçu efsane isim Anatoli Tarasov. Tarasov aynı zamanda Kızıl Ordu'daki mükemmel işleyişin kurucusu; hokeyle ilgili birçok kitabı da bulunan özel bir kişilik. En iyiler arasından mükemmelleri yetiştirmek gibi bir ideale sahip. Bunu yaparken çocuklara öncelikle vatan sevgisini aşılıyor. Birlikte hareket etmenin ve takım olmanın değerini anlatıyor. Bir anlamda Sovyetler'in hayata geçirmeye çalıştığı toplumun hokey versiyonunu yaratmaya çalışıyor. 
Tarasov, Slava'daki potansiyeli akıllıca işliyor ve 16 yaşına geldiğinde bu genç çocuk milli takımın yıldızı haline dönüşüyor. İlk defa uçağa binmesi de bu yaşına rastlıyor. Takımıyla birlikte haftada bir kalan uçakla Kanada'ya seyahat ediyor. Uçakta yalnızca hokey takımı bulunuyor ve tabii bir de KGB. Uçaktan iner inmez KGB ajanları takımın pasaportlarını topluyor; olası bir kaçış girişimini engellemek önemli. Fetisov ve birçok arkadaşı bunun nedenini en başta kavrayamıyor. İnsan neden Moskova'dan başka yerde yaşamak ister ki?..
Kanada'da beş yıldızlı bir otele yerleştiriliyorlar. Her oyuncuya bir oda veriliyor. Kış günü yaz sebzelerinin reyonları doldurduğu marketleri, binlerce kanalı olan TV'leri görüyorlar...Ama en çok her gün balık bulunabilmesine şaşırıyorlar. Çünkü Sovyetler'de yalnızca haftanın bir günü balık satılıyor. "Balık Perşembesi" diye bir şeyin Kanada'da ve başka bir sürü ülkede olmadığı gerçeğini kabullenmeleri zaman alıyor.  Devletin verdiği 48 Dolar harcırahla ülkelerine sokabilecekleri türden ürünleri satın alıyorlar.
Maç zamanı gelip çattığında herkes bu genç takımın başarısızlığına kesin gözüyle bakıyor. Fakat "Rus işgalciler" denilip, hakir görülen Kızıl Ordu beş oyun üst üste Kanada'yı yenmeyi başarıyor.
 Kanada zaferi Kızıl Ordu'yu dünya çapında popüler hale getiriyor. Anatoli Tarasov'un takımı rüzgar gibi esiyor. Derken Brejnev'in de seyircileri arasında bulunduğu bir maç esnasında çıkan bir olayla Anatoli Tarasov görevden alınıyor.  

"Rus hokeyinin babası" olarak anılan Anatoli Tarasov 

Tarasov'un kovulması takım içinde deprem etkisi yapıyor. Yine de kimse tepki gösteremiyor. Leonid Brejnev'e kafa tutmanın bedeli Sibirya'da ölüm... 
Kısa süre sonra yeni koç takımın başına geçiyor. Viktor Tikhonov, KGB şefinin adamı. Dünyadaki en iyi takımın yeni koçu ne yazık ki zavallı bir yöntemle, adam kayırmayla seçiliyor. 
Tikhonov'un saçma sapan otoriterliği ve katı tutumu kısa sürede  takımı bezdiriyor. Sıklıkla o kadar şuursuz hareket ediyor ki maç sırasında oyunculara hakaret edebiliyor, kafalarına bir yumruk indirebiliyor. Yine de oyuncular Tarasov'un öğrettiklerini uygulamaya devam ediyor. Bu nedenle takım her durumda kazanan olarak Sovyetler'in yüzünü ağartmayı sürdürüyor. 
Takımda asıl kırılma 1980 Olimpiyatları'nda yaşanıyor.
Takvimler Şubat 1980'i gösterdiğinde, Soğuk Savaş'ın zirvesinde yer alan iki ülke Olimpiyat oyunları için  buz üzerinde karşı karşıya geliyor. Gergin geçen oyunları beklenmedik bir biçimde Amerika kazanıyor. Alınan galibiyetle bütün Amerika sokağa dökülüyor, başkan Carter canlı yayınlara bağlanıyor. Amerika'nın zafer sarhoşluğuyla kendinden geçtiği bu anlar Kızıl Ordu için işkenceye dönüşüyor. Tikhonov takımdaki deneyimli oyuncuların bir kısmını kovup kadroda revizyona gidiyor. Ama asıl öldürücü darbeyi kampta vuruyor. Hokey takımı on bir ay süresince kampa alınıyor. Oyunculara kamp boyunca her ay bir hafta sonu evlerine gitme izni veriliyor. Çoğu zaman o izni de iptal etmenin bir yolu bulunuyor. 

Alexei Kasatonov, Sergei Makarov, Igor Larionov, Vladimir Krutov, Slava Fetisov.
Hokey tarihinin gelmiş geçmiş en iyi beş oyuncusu kabul edilen grubu görüyorsunuz.
Rus Beşlisi de deniyor kendilerine kısaca. 

Kızıl Ordu'nun kalecisi Vladimir Tretiak
Dünyanın en iyi kalecilerinden biri olarak hokey tarihine adını yazdırmış bir isim. 

Bunca çalışma sonucu Kanada Kupası 8-1 gibi bir skorla alınıyor. 1984'te Sarajevo Olimpiyatları'nda bütün rakiplerini başarıyla geçip olimpiyat madalyasını kazandıklarında herkes onların en iyisi olduğuna bir kez daha inanıyor. Olimpiyat madalyasını almak üzere takımın kaptanı ve lideri Slava Fetisov seçiliyor. Yıllar sonra o anı anlatırken dudaklarından şu cümle dökülüyor: "Dünyanın en mutlu adamıydım."  
Takım başarıdan başarıya koşarken oyuncuların kamp yaşamı da durmaksızın devam ediyor. Doğum günleri, yeni yıl kutlamaları, evlilik yıl dönümleri ve daha bir sürü özel günü kaçırıyorlar. Sarajevo Olimpiyatlar'ından sonra takımdaki bu dikta rejimine karşı bir ayaklanma başlıyor. Zinciri ilk kıran kaleci Tretiak oluyor. Evine gidebildiği nadir zamanlardan birinde küçük kızının kendini tanımadığını fark edince takımdan ayrılmaya karar veriyor. 
Akabinde Slava Fetisov UHL'de (NHL) bir takıma satılıyor. Fakat sistem ve Tikhonov onu orada uzun süre serbest bırakmıyor. Amerikalılar Sovyetler'i unutup kendine yeni bir hayat kurması konusunda Slava'yı yüreklendirseler de ülkesine geri dönmekten başka çare bulamıyor. 

Slava Fetisov ve Viktor Tikhonov 

Bu arada takım 1988 Calgary Olimpiyatları'ndan da altın madalyayla dönüyor. Slava, olimpiyat oyunlarındaki üstün performansı nedeniyle Kremlin'de, bir Sovyet'in alabileceği en büyük ödülle, Lenin Nişanı'yla taltif ediliyor.
Tam bu sıralarda Slava basına bundan böyle Tikhonov için oynamayacağını açıklıyor. Tikhonov'un güvenilmez, sert ve kaypak mizacından dem vuran sözleri Komünist partide ve elbette Tikhonov cephesinde ölümcül biçimde karşılanıyor. Slava koca ülkede bırakın buzun üzerinde hokey oynamayı, antrenman yapacak saha bulamaz hale düşürülüyor. Öyle zamanlar geliyor ki polis merkezine götürülüp Tikhonov gelip kendisini alana kadar dayak yiyor. 
Slava'nın çaresizliği takım arkadaşlarını nihayetinde harekete geçiriyor. Larionov, Makarov, Krutov Slava'ya destek olmak için TV'ye çıkıp veryansın ediyor. Fakat en yakın arkadaşı Kasatonov sessiz kalmayı tercih edince Slava için bu büyük bir yıkım oluyor. 
Kasatonov sırtını dönse de hokeycilerin dayanışması işe yarıyor ve savunma bakanıyla Slava bir araya geliyor. Bakan (Mareşal) Dmitri Yazov önce hiç müdanasız itaat etmesi gerektiğini yineliyor. Slava ikna olmayınca evvela kendisini ordudan atıyor (sistem gereği bütün milli takım asker aynı zamanda), ardından yakası açılmadık küfürleri sıralıyor, geri dönerse Sibirya'ya göndereceğini söyleyerek Slava'yı kavga dövüş uğurluyor. İki hafta sonra Slava elinde pasaportu ve yanında karısıyla Amerika'ya uçuyor. 

Slava Fetisov

Komünist bir ülkenin vatandaşı olarak Amerika'da şüpheyle karşılanıyor. Takım arkadaşları, koçu ve hatta taraftar bile düşmanlığını göstermekten çekinmiyor. Maç sırasında pakı (disk) ona atmamak için ne mümkünse yapılıyor. Buz üzerindeki aşırı bireysel ve agresif oyun ise Slava için ayrı bir sorun halini alıyor. Gereksiz sertlik geldiği sistemle bağdaşmıyor. Amerikan hokey tarzını son derece ilkel buluyor. Gerçekten de bu ilkel "tarz" Slava'ya karşı takımdan bir oyuncunun, maç sırasında yumruk(lar) atmasıyla inanılmaz boyutlara ulaşıyor. 
Devam eden zamanda açtığı yoldan diğer takım arkadaşları da yürüyor. UHL takımlarında Rus oyuncu sayısı gitgide artıyor. Fakat taraftarlar ve Amerika'nın geri kalanı Ruslar'ın oyun stilini "çok garip" olarak değerlendirmeye devam ediyor. 
Slava tam dibe vurduğunu düşünmeye başladığı andaysa Ruslar'ı takım halinde izleyen vizyon sahibi bir koç sayesinde bir mucize gerçekleşiyor. Detroit Red Wings'in koçu Scotty Bowman aralarında Larionov'un ve Slava Fetisov'un da bulunduğu beş Rus hokey oyuncusunu takımında toplamayı başarıyor. Hiç taktik vermiyor, kendi oyunlarını buza yansıtmalarını istiyor. Ruslar için aranan takım ruhu Amerikan rüyasında diriltiliyor. Komünistler sahada harikalar yaratıyor ve oynadıkları oyun basında "Rus senfonisi" olarak tanımlanıyor! Ruslar ligi zevkli hale getiriyor; sonunda taraftar onlarla gurur duyuyor...Takım 1997'de Stanley Kupası'nı bu Komünist adamlar sayesinde alıyor. Ve devamında Sovyetler, Amerika'da daha çok kupa kaldırıyor...

    
Detroit Red Wings'in Ruslar'ı 

Sovyetler'den Putin'e... 

Diğer yandan  Sovyetler Birliği'nde hayat değişiyor. 1991'de Sovyetler Birliği dağılmasıyla ortaya çıkan yeni Rusya uzaktaki Sovyet yoldaşlar için günden güne yabancı bir yer haline geliyor..  
 Kaos dalga dalga yayılıyor, ekonomi gittikçe kan kaybediyor. Slava'nın çocukken içine işleyen vatan sevgisini yeni Rusya'nın insanlarında bulmak günden güne zorlaşıyor.
 Yaşam Slava için Amerika'da devam ederken bir gün telefonu çalıyor. Telefondaki sesin sahibi Vladimir Putin'in kendisiyle görüşme talebini iletiyor.  Slava Fetisov, Putin'in isteğiyle  Sovyetler'in dağılmasından on bir yıl sonra, Rusya'nın Spor Bakanı olarak kabineye giriyor...
  
Slava Fetisov ve Vladimir Putin
Putin iyi bir hokey oyuncusu...
Sochi Olimpiyatları'nda buzda eski hokeycilere ciddi kafa tutmuşluğu var.


Veda Busesi

Genç yönetmen Gabe Polsky'nin hazırladığı Red Army, başta Slava Fetisov olmak üzere hokey tarihinden birçok isimle yapılan röportajlar, arşiv görüntüleri ve belgelere atıfta bulunarak ilerleyen bir film. Dışa kapalı bir toplumun bir spor dalıyla oluşturduğu yakın temas soluk soluğa anlatılıyor. İster istemez hokey ne menem bir şey diye sormadan duramıyorsunuz. Kısacası filme rastlarsanız kaçırmayın!
Slava Fetisov'a gelince bakan olur olmaz ilk icraatı  küçükler ligini kurmak oldu. Takım ruhuna önem veren, birlikte mücadeleyle başarıya ulaşacağının bilincinde oyuncular yetişsin istiyor. Hala buzun üzerinde olmaktan keyif alıyor arada bir Putin de ona eşlik ediyor...
    








3 yorum:

  1. Wauuuv uykum olmasına rağmen yazıyı baştan aşağı hiç soluksuz okudum. Nasıl bir irade? Hayran kaldım. Mücadelesine, düşse de gayretine. Bir sporcunun ahlakı yada zaferi "her şeye rağmen prensiplerine bağlı kalması" Umarım izleme şansım olur. Sevgilerimle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benden de çok sevgiler:) Çok teşekkür ederim...

      Sil
  2. ben onları izleme şansım oldu

    YanıtlaSil