15 Aralık 2016 Perşembe

Batum: Mucizevi ve Aşık (2)

Kış Kuzey Yarım Küre'de bas bas bağırıyor bugünlerde. 2016 gitti, gidiyor. Olsun, takvimin bildik savurganlığı. Şimdi yine Batum'dayız. En azından ben ve bu yazıyı okuyacaklar için hava bir müddet Ağustos sıcağı, enlem boylam Gürcistan sınırı.  
 Karadeniz'in bizim olmayan kıyısında, "Mucizenin ve aşkın şehri" olarak ebediyen mühürlenmek isteyen Batum'un olmazsa olmazlarını ilk yazıda anlatmıştım (ki kendisi burada ), şimdi meydanlara inme, hayata karışma zamanı. 


Avrupa Meydanı 

Batum sokakları sürprizlerle dolu. Osmanlı ve Sovyet izlerini taşıyan, denizlere açılan caddelerin hakiki tarih kokan halini mutlaka seveceksiniz. An gelecek karşınıza tasarım harikası, romantik meydanlar çıkacak. Zamanı saklamaya çalışsa da meydanların yeni olduğunu anlayıp yine de bu romansın içine kapılmaktan kendinizi alamayacaksınız. Sonra şehir içinde şehir, çağdaş çizgilerin har vurup harman savurduğu yapılar da eklenecek bu bulutlu tabloya. Asla "olmamış" demeyecekseniz. Karmaşanın yarattığı katışıksız ahengin bu şehrin içine işlediğini ve onsuz düşünülemeyeceğini hemen fark edeceksiniz. 


Avrupa Meydanı.
 Elinde altın post tutan Medea heykeli meydanın simgesi.
Medea mitolojiler dünyasının en güçlü kadın karakterlerinden biridir. Serüveni her çağda popülaritesini korumuş ve yeniden yorumlanmıştır. Güneş soylulardan olan Medea Karadenizli'dir ve Antik Çağ'ın en korkunç büyücülerinden biri olarak kabul edilir. Birçok mitolojik kişilikte olduğu gibi iyi ve kötü özellikleri birlikte yansıtır. Kardeşini kesip parçalarını yollara savuracak, öz çocuklarını öldürüp babalarının önüne atacak kadar zalim ama aynı zamanda egzotik ve mazlum bir kadın olarak gösterilir. Anlayacağınız üzere korkunç hikayelerin kahramanıdır bu heykeli dikilmiş Medea. Karadeniz'in birçok bölgesinde Altın Post efsanesine sahip çıkılır. Görünen o ki Gürcüler de hikayenin geçtiği yer olarak Batum'u görmektedir.

Batum'un en güzel meydanlarından biriyle yolculuğuma başlıyorum işte. Avrupa Meydanı (Europe Square) şehrin ana meydanı olarak kabul ediliyor. Elinde altın post tutan Medea Heykeli etrafında biçimlenen meydanda fıskiyeler, Avrupa'nın tanıdık yapılarından ilhamını almış anıtsal binalar, kafeler,restoranlarla meydan tam bir cazibe merkezi. Mevsim yaz püfür püfür giysiler içinde fıskiyeler arasında koşuşturanlara katılmamak için en büyük sebep elimdeki kamera. Ama tabi ki kameramı kollayarak fıskiyelerin arasından geçmeden de duramıyorum. Burası günün her saati keyifle gezilebilecek bir yer. Sokak sergilerinde harika fotoğraflar satın alıp, Prag'ın simgesi saat kulesine gönderme yapan saate sırtınızı verip fotoğraflar çekebilirsiniz. Meydana açılan BK Restoran nefis yemekler ve çarpıcı Gürcü şarapları tatmak için ideal bir mekan. Kitaplarla dolu şık bir ortam, yemekler ve sunum oldukça iyi. Buraya bunaltıcı bir yaz akşamında uğrama şansınız olursa, muhtemelen saksafon ve piyanodan oluşan küçücük bir orkestraya rastlayacaksınız, bu durumda harikulade Gürcü peynirleri ve onun en samimi dostu Gürcü şarabını masanıza davet etmek yararınıza olacaktır.


Batum'un Astronomik Saat'iyle...
Astronomik saatler özellikleri gereği Güneş , Ay, Zodyak takımyıldızları ve bazen de gezegenlerin birbirlerine olan konumlarını gösteriyor. Ben Batum'dayken Güneş Leo takımyıldızını yani Aslan Burcu'nu işaret ediyordu. 
Avrupa Meydanı








BK

Şarapta marine edilmiş biftek. 

BK


Gürcü peynirleri ve serin kokteyller. 
Fotoğrafta şarap yoksa da bu masada şarap olmadığı anlamına gelmesin lütfen.



 Avrupa Meydanı'ndan sonra bunaltıcı ve dirhem dirhem eriten Ağustos sıcağında ara sokaklara sapıyorum. Kaldırımlar turistik anı eşyalarıyla dolu. Zaman zaman fotoğraf ve tablo satanlar da karşıma çıkıyor. Birkaç katlı bitişik nizam yapılmış binalarla bu sokaklar oldukça sade. Bazı sokaklarda evlerin önüne ancak klasik filmlerde görülebilecek arabalar park edilmiş. Şehrin kendi halindeki kuytularında dolaşmak bambaşka bir dünya. Işıklar sönmüş, makyaj silinmiş, Batum'un ikinci yüzü bu sokaklarda. Sıkıcı olduğunu düşünüyorsanız hiç değil ve bu belkide ne aradığınıza bağlı. Sovyetler'in yorgun sokakları bunlar, her köşede o kapalı kutuya daha da yakınlaşmış gibi bir hisse kapılıyorum. Bu hafif rutubet kokulu, sarmaşıklı, dar kaldırımlı sokakları görmeden Batum'u anlamanın imkansızlığını yaşıyorum aslında. Nem tepeme tepeme vururken hafif bir yağmur geçişi oluyor. Oh, nihayet derin bir nefes umudu hakim olurken, sıcaklık ve nem aynı şiddette devam ediyor. İnanılmaz! 
Yağmurla beraber bikinili, mayolu kadınlar caddeden taksi çeviriyor, biri anlatsa "abartıyor" diye düşüneceğim bir sahne. Burada kaldığım her gün benzerlerini görünce kanıksıyorum. Bir pareo ve bir bikiniyle taksiye rahatça binilen, hatta caddede dolaşılan bir şehir, Artvin'in kapı komşusu. 






Rustaveli Ave.

Ara sokakları geride bırakıp şehrin ünlü caddelerinden biri olan 
Şota Rustaveli'ye kadar geldiğimi fark ediyorum. Cadde boyunca uzayıp giden tasarım binalar,restoranlar, otellerle çevre bir anda değişiyor. Şota Rustaveli Gürcü edebiyatının mimarı olarak kabul ediliyor bu nedenle ülkede ve Batum'da birçok önemli noktaya adı verilmiş durumda. Rustaveli caddesi üzerinde ilerlerken Hilton, Sheraton gibi zincir oteller, özenle tasarlanmış parklar, restoranlar, kafeler ve Şota Rustaveli Üniversitesi gibi önemli mekanlara rastlamak olası. Dünyanın farklı yerlerinden fırlayıp gelmiş binaları, parkları, insanları fotoğraflayarak ilerlerken daha önceden gitmeyi aklımın bir köşesine yazdığım Caffe Monet'i tam da Fransız gotiği tarzında yapılmış bir binanın altına yerleştirilmiş olarak buluveriyorum. Bir mojito ve Fransız usulü cheescake sipariş veriyorum. Burada binalar ve içerikleri paralellik gösteriyor, gerçi her menüde Gürcü lezzetleri mutlaka oluyor ama pek popüler bir tatlıları yok anladığım kadarıyla. Kısa ve tatlı aranın ardından Batum Hilton'un karşı tarafında bulunan Nurigeli Gölü'nü gözüme kestiriyorum. Nurigeli yapay bir göl özellikle yerli halkın balık tutmak ve bisiklete binmek için tercih ettikleri yerlerin başında geliyor. Nurigeli Gölü'nün bir ucunda yunus parkı var, yanından geçerken yunusların çığlıklarını duymak korkunç. Hayvanların doğal ortamından koparılıp, böyle bir alana tıkıştırılması kabul edilemez. Batum için yegane eksi puan bu yunus parkına gidiyor tarafımdan... 
Caddeyi boydan boya yürürken ara sokaklardan döne döne yeniden şehrin anıtsal meydanlarından birine, Tiyatro Meydanı'na ulaşıyorum. Elinde yabasıyla denizlerin ve depremlerin tanrısı Poseidon'u merkeze almış bir fıskiye etrafında gelişen meydan günün her saati oldukça hareketli. Kentin tarihi tiyatro binası ve komünist dönem konutlarıyla çevrili meydanı boş yakalamak şans işi. Zira tur otobüslerinin biri gidip, biri geliyor. Birkaç fotoğraf çekerek bu bölümden uzaklaşıyorum. Komünist konut mimarisi içimi daraltıyor çünkü. Bu sadece Batum'a özgü değil, başka ülkelerde de benzer hisleri yaşamışlığım var Komünist mimari konusunda...


Nurigeli Gölü


Caffe Monet

Tiyatro Meydanı
Sarı, kırmızı ve mavi balkonlarla (sonradan) renklendirilmiş tekdüze binalar Komünist konutlar.
Komünistler'in arkasında eğri kesilmiş pasta gibi duran yapı Radisson Blu Hotel.


Tiyatro Meydanı
Buraya Neptün Meydanı da deniyor, malum Poseidon'un Roma'daki adı Neptün.

 Tiyatro Meydanı'nı geride bırakırken kısa bir yürüyüşle Adjara Museum of Art'a varıyorum. Daha önceki yazıda söz ettiğim gibi Gürcistan üç özerk bölgeden oluşuyor, Batum'u kapsayan bölge Adjara. Bu sebepten gezip tozarken Adjara sözcüğüne de Batum kadar aşina olmak mecburiyet. Bakımlı ve mütevazı bir müzecik ile teşerrüf ediyorum. Personel sevimli, biletler oldukça ekonomik. Giriş galerisinde genelde geçici sergiler düzenlendiğini öğreniyorum. Gürcistan'dan ve genelde eski Sovyet ülkelerinden çağdaş sanatçıların işleri alt galeride izleyiciyle buluşuyor. Üst galeri Adjara bölgesinde yaşamış sanatçıların eserlerine ayrılmış durumda. Klasik müzik eşliğinde Gürcü sanatına yakından bakıyorum. Fevkalade bir yaz sıcağını utanmaz bir klima serinliğiyle aldatmak ilaç gibi geliyor. Müzenin yakın çevresindeki önüme çıkan birkaç galeriye de girmeyi ihmal etmiyorum. Otelden edindiğim şehir haritası, telefonuma indirdiğim Batumi City uygulaması ve sokaklara yerleştirilmiş tabelalar işimi kolaylaştırıyor. Bu arada dil sebebiyle anlaşamadıklarıma cep telefonunun ekranından aradığım yeri gösteriyorum. Hemen yol gösteriyor sevgili Batumlular, ben bir türlü anlamamışsam karşılıklı gülüyoruz.  




Adjara Museum of Art


Müzede klasik müzik çalma sebebini fotoğrafta görmek mümkün.


Adjara Museum of Art

 Şehri adım adım ezberlerken hediyelik eşya dükkanlarına girip çıkmayı ihmal etmiyorum. Yoldaş ve Gürcü Stalin kupaların üzerinden bana kendinden emin gülümserken, kendime üzerinde kocaman beş haçlı Gürcü bayrağı olan bir çanta alıyorum. Gayet geniş çantamı anında elimdekilerle dolduruyorum. İçini doldururken bunun bir plaj çantası olduğu gerçeğiyle yüz yüze geliyorum. Ne fark eder zaten burası da bir deniz şehri. Fakat çantayla ilgili en dikkat çekici ayrıntı etiketinde kocaman "made in Turkey" yazması. Zaten ilerleyen günlerde bunları ihraç eden Türk beyefendiyle de karşılaşıyoruz. 
Ortaçağ esintili Gürcü bayraklı* çantamla gayet kutsal bir mekana doğru süzülüyorum. Neogotik formuyla şehrin ana kilisesi olan The Virgin Nativity karşımda ansızın beliriyor. Bir 19. yüzyıl eseri olan yapı adından anlaşılacağı üzere Meryem Ana'ya adanmış bir kilise.  Komünist rejim burayı genelde yaptığı gibi arşiv olarak kullanmış, yetmemiş sonrasında da yüksek gerilim laboratuarına çevirmiş. Sovyetler'in dağılmasıyla kilise bilimsel işlerden arındırılıp, Ortodoks kilisesinin ruhani kollarına teslim edilmiş. Kapısından başlayarak kutsal kitap sahneleriyle donatılmış kilisenin az sayıdaki ziyaretçisinden biriyim. Mum diken birkaç inançlı Gürcü dışında kilise boş sayılır. Baş döndürücü bir tütsü kokusu genzime dolarken, yapının bu şehir için oldukça aykırı bir hava yarattığı gerçeğini düşünmeden edemiyorum. Bu da uhrevi havaya kapılmamı ciddi biçimde zorlaştırıyor doğrusu. 


The Virgin Nativity Katedrali
Yapının gün ışığına göre renk değiştirme niteliği olan bir malzemeyle yapıldığı ve dolayısıyla hava koşullarına göre renk değiştirdiği söyleniyor. Fakat hava Karadenizli bulutlarla kuşatıldığından pek bir sonuca varamadım.




The Virgin Nativity Katedrali



Bir şehri yeni tanıyorsanız ve kendi başınıza yürüyorsanız kaybolmak adettendir. Ben de kah kaybola kaybola Arkeoloji Müzesi'ni buluyorum. Yapayalnız bir müze, Ağustos'ta kimse kentin arkeolojik geçmişiyle ilgilenmiyor haliyle. Biraz Yeşilçam filmlerindeki sert mürebbiyeleri anımsatan bir müze yetkilisi hanım bana yardımcı oluyor. Görüntüsünün aksine çok tatlı, müze hakkında bilgi veriyor ve beni eserlerle baş başa bırakıyor. Fotoğraf çekmek casino'lar haricinde bütün şehirde serbest bu da beni Batum'da ekstradan mutlu eden bir sebep.


Roma'dan Bizans'a, Osmanlı'dan çağımıza Batum'un tarihteki yolculuğuna ilk elden tanık olmak için Batum Arkeoloji Müzesi kesinlikle doğru adres.


Bir liman kenti olarak Batum'da Arkeoloji Müzesi batıklardan çıkarılan amforalar geniş yer tutuyor. Ayrıca müze hatırı sayılır ölçüde bir mücevher koleksiyonuna sahip. 



,Müzeden çıktığımda bulutların ele geçirdiği gök yüzünde gün ışığı hükmünü iyiden iyiye yitirmiş durumda. Yorulduğumu fark ederek otelime doğru yürüyorum. Leogrand Hotel & Casino'nun Batum manzarasına bakan ferah terasında yavaş yavaş neonların göz kırptığı geceye kaptırıyorum kendimi. Manzarada rengarenk teleferik vagonları bir görülüp bir kayboluyor. Otelime yürüme mesafesindeki teleferikle Sputnik Tepesi'ne çıkmalıyım. Ertesi gün için ilk planımı yaptım bile. Gece şehrin sokaklarında yüzerken ben de şehrin karanlığını görmek üzere otelimden çıkıyorum. Ama önce hafif bir şeyler atıştırmak üzere abidevi mimarisiyle önünden geçerken beni kendine son hızla çeken Red Cafe'ye uğruyorum. Red'in içiyle dışı birbirinden o denli farklı ki öğrenci kantini gibi bir yere gelmiş olduğumu anlamam için bir saniye yetiyor. Menüden tuhaf isimli bir salata seçiyorum. Yemek faslı pek uzun sürmüyor.  Red'den çıkıp dünyanın en uzun Bulvarlarından biri olan Batum Bulvarı'na yöneliyorum.


Red Cafe

Ben bir şehri seveceksem önce insanları seveceğim.


Bambular, bambular, bambular her yerde.
Batum Bulvarı oldukça geniş bir alanı kapsıyor bir kısmı böyle yağmur ormanları
 kıvamında bir park. 


Her akşam başka bir renge bürünen Alfabe Kulesi.
Bütün Batum seyahat fotoğraflarının olmazsa olmazı.
Aslında içine girilebilecek şekilde yapılmış. 
Hatta kulenin üstü tam tur dönüyor, şehri döne döne seyrediyorsunuz.
Fakat işletmesiyle ilgili bir sorun var sanıyorum. Kimisi restoran olacak diyor, kimi seyir terası...
2012 yılında tamamlanmış kulenin akıbeti belirsiz. "Aman ne olacak öyle dursun," demeyin, belediyeye bakım maliyeti çok fazla oluyormuş. Bu arada dünyanın en eski alfabelerinden biri olan Gürcü alfabesini ve Gürcü halkını sembolize ediyor kule onu da ekleyeyim. Görüntüsünün de ifade ettiği gibi tasarımını DNA sarmalına borçludur.


Batum Bulvarı
Yine Batum'a gidenlerin görmeden dönmeyeceği Ferris Wheel ve deniz fenerinin akşam hali. 


Batum Bulvarı
Bu devasa göz gibi yapının ne işe yaradığını tam çözemedim.
Defalarca önünden geçtim hep kapalıydı. Bu yapının arkasında envai çeşit fıskiyelerden oluşan bir park uzanıyor. En sonunda da Pier Batumi'ye ve plajlara ulaşıyorsunuz. 


Batum Bulvarı

Gündüz denize giren ya da aşırı nemden evlerinden çıkmayanlar akşam olunca kendilerini nispeten daha serin Karadeniz gecesine bırakıyorlar. Bana sorarsanız bizim bildiğimiz serin Karadeniz akşamlarıyla buranın alakası yok. Hatta gece denize girenler oluyor, o kadar rüzgarsız ve ılık bir sahil burası. Ne işe yaradığını kestiremediğim Alfabe Kulesi'ni, onun biraz çaprazında kalan ve ilhamını İzmir'deki saat kulesinden alan saat kulesini, yıldız yıldız otelleri, Ali ve Nino'yu izleyerek bulvarın bambularla ve fıskiyelerle süslü bölümüne varıyorum. Burada fıskiyeler fonda çalan şarkıya göre hareket ediyor. Etraf kalabalık, milli bayramlar, yeni yıl kutlamaları gibi zamanlarda burada adım atacak yer olmadığını öğreniyorum. Sıradan bir yaz gecesi bile oldukça hareketli bir nokta, özel günlerde ne kadar kalabalık olduğunu hayal edebiliyorum. Birden fonda bir zamanların ünlü grubu Filipinki'nin efsane şarkısı Batumi çalmaya başlıyor. Burası benim için önemli... Farklı ülkelere, kültürlere doğru bir yolculuğa çıkacaksam ve vaktim de varsa mutlaka şarkılara bir kulak kabartıyorum. Dilini anlamasam da ne çıkar, caddelerde yürürken, gece bir yere giderken, sokaklarda avare avare dolaşırken bu kendi kendime mırıldandığım melodiler belleğim her dem taze tutar. Filipinki Batum'a gelmeden dinlediklerim arasında en sevdiklerimden. O nedenle yabancı bir şehirde bir tanıdıkla karşılaşmışım gibi hissediyorum.
Filipinki, Polonya menşeli bir müzik kalabalık bir kız grubu. Bir zamanlar Komünizm'in hüküm sürdüğü bütün Avrupalılar'da rüzgar gibi esmiş bu Filipinki. Sözlerini ezbere bildiğim, bütün gün mırıldandığım şarkı çalınca hemen videoya kaydediyorum fıskiyeyi. Bana eşlik edenler şarkıyı bilmeme çok şaşırıyor. Eğer çok geziyorsanız ve biraz da cesaretiniz varsa bunu deneyin, bir turistten, berbat bir aksanla kendi şarkılarını dinleyen yerliler kadar mutlusu ve şaşkını yoktur!

video
Veee karşınızda kıvrak fıskiyeler eşliğinde Filipinki 'den Batumi...


Veda Busesi

Şimdi, evet, iki yazı yazmış, Pier Batumi, Argo teleferik, Batum Batonik Bahçesi, Piazza Square, Dancing Fontain gibi yerlerden söz etmemiş olabilirim. Ama bu etmeyeceğim anlamına gelmez. Devam yazılarında Batum'dan daha anlatacağım çok şey olacak. Yani bitmedi, devamı var...


*Çağdaş Gürcistan bayrağı, Ortaçağ Gürcü Krallığı'nın bayrak tasarımıyla aynıdır.


15 yorum:

  1. Ben de tam şu anda Üsküp'ü yazıyordum, ara verip okuma listeme göz atayım dedim, Batum Arkeoloji Müzesi'ndeki fotoğrafları görünce acayip içlendim. Zira Üsküp'teki müzede görevli olan şahıs tepemde durup fotoğrafları tek tek sildirmişti:)
    Emeğine sağlık, çok heveslendirici bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay gece gece ne güzel denk geldik:) Teşekkür ederim Sezercim, kalp kalp:) O fotoğraf çektirmeyip, bir de sildirme girişiminde bulananlardan nefret ediyorum. Allah muhafaza ellerinde Milo Venüs'ü falan olsa paketleyip depoya kaldırırlar herhalde. Bizde de milli saraylar sorunlu bu konuda. Yahu bizim sarayları kaç kişi biliyor? Bırak bari sosyal medyada gözüksün azıcık...

      Sil
    2. Ben artık maddi bir beklentiden dolayı olduğunu düşünüyorum. Hani kullanmayın, kullanırsanız da izninizi alın, bedelini verin gibi. Bazı müzeler çok saçmalıyorlar çünkü. Mantığı yok.

      Sil
    3. Kesinlikle bu telif olayıyla alakalı da şöyle bir durum var; istersin o zaman fotoğraf çekmek için ayrı ücreti.Çünkü bu teknolojide onu engellemek oldukça zor artık. Ukrayna'da istiyorlardı mesela. Ama milli saraylar örneği öyle değil ki, bakanlıktan izin alman lazım. Turist olarak gelmiş adam bir saat vakti var, alt tarafı ceple fotoğraf çekiyor abartmamak lazım. Kaldı ki bu muhteşem bir reklam. Hepimiz gitmeden gezeceğimiz yerlerin instagram fotolarına bakıyoruz, blog yazılarına bakıyoruz falan... Dimyat'a pirince gitme hikayesi bu. Makul davranmak lazım, bir de izleyiciyi küstürmemek şart.

      Sil

  2. Merhaba :) Blogunuzu yeni keşfettim ve hemen katıldım. Sizide bloguma beklerim www.nurundelidolublogu.tk

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel görünüyor. Artvin' in kapı komşusu ama aralarında dağlar kadar fark var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Çok büyük bir uçurum var kesinlikle...

      Sil
  4. çok güzel yaaa. gerçekten turgay beyin dediği gibi çok fark var aralarında. üzüldüm :((

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, gerçekten çok fark var. Ne diyelim darısı başımıza.

      Sil
  5. Harika bir Batum yazısı olmuş Aslı'cım. Emeklerine sağlık, ilgi ile okudum..devamını bekliyorum. Batum'a gitmeyi çok istiyorum. Bu yıl olmadı, inşallah önümüzdeki yıl gideriz..ama öncesinde mutlaka yazını okuyacağım..bu yüzden hemen g+ yapıyorum..sevgilerimle..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Esin Hanım çok teşekkür ederim. Çok iyi bir gezgin olduğunuzu biliyorum, umarımen kısa sürede Batum'a da yolunuz düşer. Benden de çok sevgiler:)

      Sil
  6. Aslı'cığım, Batum'la ilgili yazılarını zevkle okudum. Çok güzel yazılar, yaşar gibi oldum. Bundan böyle ben de izleyicilerin arasındayım ve en kısa zamanda Batum'a gitmeye çalışacağım. Sevgilerimle,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fatma Hocam, her zaman olduğu gibi çok zarifsiniz. Çok teşekkür ederim, güzel sözleriniz çok mutlu etti. En kısa sürede bir araya geleceğimizi umuyorum. Sevgilerimle.

      Sil
  7. Daha önce iki kez gezdiğim kenti bir de sizin adımlarınızla gezmek çok güzel bir zevk oldu benim için. Bir de güzel sözünüze çok takıldım. "Bir kenti gezeceksem önce insanlarını seveceğim" Tam bu söz bir süre yazacağım Belgrad notları öncesi benim için güzel bir sürpriz oldu.

    YanıtlaSil
  8. Aslı hanım merhaba;
    Gözlemlerininiz ve yazılarınız çok güzel elinize sağlık.
    Batum Bulvarında görüp fotoğrafladığınız o bina Nikah Dairesi olarak kullanılıyor.
    Benden de minik bir bilgi olsun dedim.
    Tekrar emeğinize sağlık hoşçakalın.

    YanıtlaSil