16 Ocak 2017 Pazartesi

Batum "Mucizevi ve Aşık" (4)

Karadeniz'in vizesiz ve hatta pasaportsuz tatil rotası Batum'un son yazısıyla yine güneşin zirve yaptığı yaz günlerindeyim. Pusulam dünyanın en büyük botanik parklarından biri olan Batum Botanik Bahçesi'ni işaret ediyor. Şehir merkezine 10 km mesafede ve dile kolay 108 hektarlık bir alanda, masmavi bir denizle sarmaş dolaş bir burunda yer alıyor. Yazın yerli yabancı bütün Batum'un en gözde mekanlarından biri burası. Önümüze atlası alırsak, neredeyse dünyanın bütün enlem ve boylamlarında yetişen bitki türlerini bu bahçede görmek olası. Artık  Asya mı dersiniz, Amerika mı istersiniz, Meksika'dan geçip Himalayalar'a mı uzanmak hevesindesiniz, yoksa  Avusturalya'dan Akdeniz'e ani bir dönüş peşinde misiniz, işte 108 hektara yedi iklim dört bucağı sığdırmış adamlar. Bu adamlardan en önemlisi Rus Botanik Bilimci Andrey Nikolayeviç Krasnov (1862-1914). Kendisi
 Rus tarihiyle birazcık ilgilenenlerin bileyakından tanıdığı General Pyotr Krasnov'un da ağabeyi oluyor. Krasnov kardeşler bu parkın ortaya çıkması için yoğun çaba sarf etmiş. Uzak ülkelerden fidanlar ve tohumlar getirmek için dönemin koşullarını sonuna kadar zorlamışlar. Parkın resmi olarak açılması 3 Kasım 1912 tarihinde gerçekleşmiş. Ekim Devrimi'nin ardından buraya büyük ihtimam gösterilmiş ve Sovyetler'i uluslararası ölçekte gururlandıran bir yer olarak öne çıkarılmış. O kadar ki günümüzde 2000'den fazla bitki ve ağaç türüne ev sahipliği yapan Batum Botanik Bahçesi'nin , Sovyetler Birliği dağılmadan önce bu rakamdan iki kat fazla türe sahip olduğu ifade ediliyor.


Andrey Nikolayeviç Krasnov (1862-1914)
Parkın içinde, bu muhteşem parkın kurucusuyla da karşılaşıyoruz.


 İklimi nedeniyle  Batum genel olarak yılın neredeyse tamamında yeşili muhafaza edebilen bir şehir. Bu sebepten hangi mevsimde olursa olsun Batum Botanik Parkı'nı gezi programınıza alabilirsiniz. Şehir merkezinden otobüslerle ya da bir taksiyle ulaşabileceğiniz kadar yakın bir mesafede. Mütevazı girişinden bilet aldıktan sonra kendinizi Lara Croft'ın hoplayıp zıpladığı ormanda gibi hissedeceksiniz. Her ağacın, her bitkinin açıklamalarını okuyarak ilerlemek çok zamanınızı alacak. Arada Nikolayeviç Krasnov'un izlerine rastlayacaksınız. Zira kendisi yaşamını buraya adadığından evi ve mezarı halen burada.
Yürüyerek gezerken mutlaka zorlanacaksınız ama turistik shuttle yapan araçlar imdadınıza yetişecek. Acıkırsanız parkın içlerinde bambulardan yapılmış küçük pizzacılara, kahvelere rastlayacaksınız.  Biz de bu bambulu gölgeliklerden birinde kendimize bir Batum günü biterken yer bulduk. Adını okuyamadığım yerel bira eşliğinde harika bir pizza yedik. Daha önceki yazılarda değindiğim gibi hamur işi faslı Batum için çocuk oyuncağı. Fakat burada gezinirken pek ayrımına varamadığım sinekler (sinekgillerdenbir şeyler adları başka bir şey de olabilir) bu kısa moladan oldukça fazlaca nemalandılar. Günün yorgunluğuyla çok fark etmesem de ertesi sabah bacaklarımda kocaman şişler ve deli gibi kaşıntıyla uyandım. İstanbul'a döndüğümde bile kötü görünüyorlardı. Zaten ısırıklar o kadar şiştiler ki sonradan birer mor gölgeye dönüştüler. Bu noktada önlem almak artık ziyaretçilere kalmış, ben uyarımı yapıyorum, günah benden gidiyor!

Bu manzaraya sırtını verip, fotoğraf çekmek Batum Batonik Parkı'nın olmazsa olmazı.
Selfie çubuklarından yer bulabilirseniz, bilin ki çok şanslısınız.







Gövdesi iki yakayı birleştiren, dalları gökyüzüne uzanan capcanlı bir ağaç.
Adeta efsaneler çağından fırlamış, gelmiş gibi...
Üstünde poz vermek de serbest bu arada!

Diğer taraftan Batum Botanik Parkı'na geldiniz, mevsim yaz. Etrafta hasırını yere sermiş manzaraya tepeden bakanlar, kendi çapında ağaçlık bölgelerde olmamak kaydıyla piknik yapanlar göreceksiniz. Dahası mayolu, ıslak insanlara rastlayacak ve belki denize girmek isteyeceksiniz. O zaman parkın içinden geçen eski Gürcü demiryolunu takip edin, beyaz sütunlu eski bir istasyona gelince durun. İstasyonun önü alabildiğine Karadeniz, kendi halinde bir plaja sahip. Ama tabi şezlong, şemsiye gibi kıvır zıvırlar, cankurtaran gibi ehemmiyetli insanlar beklemeyin, çünkü yok. Yine de İsterseniz havlunuzu, serip denize atlayabilirsiniz. İşte bu satırlar hazırlıklı gidin ve o sıcakta denizle buluştuğunuzda beni bir an olsun hatırlayın diye yazıldı!







Nilüferler, sonsuza uzanan bambular, çiçekli tarhlar, ilk defa gördüğüm ağaçlar, nostaljik bir hava yaratan tren rayları ve açık biçimde hüzünlendiren eski bir istasyon; tam karşıda Karadeniz'in pusuna karışmış Batum silueti...
Bütün bir günü hiç sıkılmadan hibe edebileceğiniz ve hatta  sinekler sizi haşat etse de gittiğinize pişman olmayacağınız bir botanik bahçesi.  



Gonio Kalesi

Böyle yazıyı bitirmişim gibi oldu ama Batum'daki son durağım Gonio Kalesi'ni de anlatarak rekor sayıdaki Batum anlatısına son vermek niyetindeyim. 
Gonio Kalesi Çoruh Nehri ağzında kurulmuş, çağının önemli bir ticaret merkezi. İlk ortaya çıkışı Roma dönemine kadar uzanıyor. Roma İmparatorluğu'nun tarih sahnesinden çekilmesiyle de Doğu Romalılar'ın yani Bizans'ın ve akabinde de Ayastefasnos'a kadar da Osmanlı himayesinde kalmış bir kale. Gonio zamana karşı kendini oldukça iyi korumuş durumda. Burçları, den danları, kanalizasyon sistemi, neredeyse her bir şeyi yerli yerinde. Kalede arkeolojik çalışma halen devam ediyor ama burayı özel kılan en önemli etken Aziz Matta.  Evet, İsa'nın on iki havarisinden biri olan Matta'dan söz ediyorum. Hatta Yeni Ahit'teki dört İncil'den ilkinin de yazarı oluyor kendileri. 

Gonio Kalesi


Gonio Kalesi'nde dilek ağacı izdihamı



İnanışa göre Havari Matta, İsa'nın öğretisini yaymaya uğraşırken bu topraklara kadar geliyor. Ecel de kendisini Gonio Kalesi'nde yakalıyor ve bu kutsal beden kaleye defnediliyor. Kısacası rivayet odur ki Havari Matta'nın fani bedeni bu kale içinde bir yerde gömülü. Bu tabi Gürcü arkeologlar tarafından kesin bilgi olarak lanse ediliyor. Ve ciddi biçimde parlatılıp servis ediliyor. Dolayısıyla birçok Hıristiyan için burası da bir haç rotası oluyor. Nitekim yılın belli dönemlerinde burada dünyanın farklı noktalarından gelen din adamları buluşup ayin yapıyor. Tabi inançlı Hıristiyanlar da hacı olmak için üşenmeyip buralara kadar geliyorlar. Aziz Matta'nın kutsal kişiliği yalnızca Hıristiyanlar'ı değil Batum'u ziyaret eden her dinden insanı da bir araya getiriyor. Kalenin içindeki büyük kuyuya yakın kocaman bir ağaç dilek ağacı olma görevini üstlenmiş. Neredeyse her yaprağı Aziz Matta'ya yollanmak üzere dileklerle doldurulmuş. Dilek ağacına yaklaşıp ben de bir dilekte bulunmayı ihmal etmiyorum elbette. Ayrıca ağacın üstünde çok fazla biniş kartı olması dikkatimden kaçmıyor. Birazcık inceleyince dilek ağacının ciddi ciddi Türkiye için mesai yaptığını anlıyorum. 
Ee ne diyordu Bulutsuzluk Özlemi "Bir umuttu yaşatan insanı"...
Böyle hem tarihi, hem kutsal, hem de umut vaadeden bir yer Gonio Kalesi. Benim Batum'dan ayrılmadan önce ziyaret ettiğim son alan olarak kayıtlara geçiyor zihnimde. 

Veda Busesi

Ve böylece nihayet Batum içerikli yazılarım sona erdi. En azından yeniden Batum'a gidene kadar...Belleğimde ışıl ışıl bir şehir olarak kaldı Batum. Sanırım biraz bu sebepten, biraz da uzun kaldığım için olsa gerek anlatacaklarım da uzadı gitti. Ve ben en sonunu umutla bitirebildim...
 "Aşkın ve Mucizenin Şehri Batum" bir gün yeniden buluşacağız, sen çok değişmiş olacaksın ve mutlaka ben de... 


*Batumlu yazıların tamamını okumak için tık tık:

Batum: "Mucizevi ve Aşık" (1)

Batum:  Mucizevi ve Aşık (2)

Batum: "Mucizevi ve Aşık (3)

7 yorum:

  1. Cok güzel bir yazı olmuş, bana da beklerm

    http://gezgiccift.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  2. Profesyonel bir anlatım profesyonel fotoğraflarla birleşince olağanüstü bir seri çıkmış ortaya. Muhteşem bir Batum kılavuzu aynı zamanda. Okumak başlıbaşına bir keyifti.
    Ellerine, emeğine sağlık sevgili Aslı. Sevgiler ✨❤️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benden de çok sevgiler, çok teşekkür ederim, bunları duymak da benim için keyif.

      Sil
  3. Batuma bir çok arkadaşım gitti ama hiç biri bu kadar güzel anlatmamıştı. Hep ucuz olduğundan bahsettiler o kadar.

    YanıtlaSil