10 Mart 2018 Cumartesi

2018 Troya Yılı! Troya'ya Gitmenin Tam Zamanı

Efsanevi bir aşk, dünyayı değiştiren bir savaş, dillere destan Troya...Ucu bucağı olmayan zamanın, henüz tam aydınlanmamış anında güzeller güzeli Helen'li, romantik Paris'li, yiğit Hektor'lu, bilge Priamos'lu, kahraman Akhilleus'lu, gaddar Agamemnon'lu, kurnaz Odyseus'lu İlyada'nın dile geldiği Troya...Çanakkale'nin düşle gerçeği kavuşturan, mitsel, romantik ve mağrur Troya'sının UNESCO Kültür Mirası Listesi'ne girişinin 20. yılı...Demem o ki masal gibi bir sene var önümüzde:  2018 Troia Yılı !




Troya Yılı münasebetiyle Troya'da olmanın mutluluğuyla... 



Bütün zamanların en şöhretli anlatısı hiç şüphesiz Homeros'un kaotik bir aşk sarmalında fanilerle, ölümsüzleri karşı karşıya getirdiği ve kurnazlığın kışkırtıcı zaferiyle sonuçlanan dizelerle aktardığı efsanevi Troya Savaşı. Zamana Olimposlular hükmederken başlar bütün hikaye. Ölümsüz tanrılar evreni İda'nın tepesinden seyredip, fanilerin yazgısına, mevsimlere, toprağa, iyiliğe ve kötülüğe hükmederken olur ne olursa. Başrolde güzel bir kadın, kalbine söz geçiremeyen bir erkek ve bir de kutsal metinlerin masum görünüşlü memnu meyvesi elma vardır aslında. Üzerinde "en güzele" yazan elmayla başlayan çekişmeyi güzellik ve aşkın tanrıçası Aphrodite kazanır. Paris, şan şöhret, zenginlik değil de aşk ister çünkü. Aphrodite aşk vaadiyle Hera ve Athena'yı saf dışı bırakıp "en güzel" seçilmesiyle ok yaydan çıkıverir. Ok, Paris'in kalbine tam yerinden saplanırken, sonunda Paris'in yurdu Troya tarih sahnesinden silinecektir.       





Fakat dünya dönerken Troya önce düşlerde, sonra sanatın her dalında erişilmez bir sır gibi algılanmaya devam eder. "Kayıp şehirlerin" o dokunulmaz cazibesi adına kazınmıştır bir kere. İşte 19. yüzyılda, arkeoloji canlanmaya, seyahat olanakları nispeten kolaylaşmaya başlayınca birçok maceraperest ve aç gözlü insan Troya'yı keşfetme ve Priamos'un paha biçilemez hazinesini bulma hayaline kapılır. Bunların arasından en azimlisi hiç şüphesiz Henri Scheliemann'dır. Schliemann kendi uydurduğu biyografisinde çocukluğundan itibaren Homeros'un dizelerine vurulmuş, bu uğurda düşmüş kalkmış, itilip kakılmış ve yılmamış bir karakter olarak karşımıza çıkar. Bu çilekeş biyografinin belki elle tutulur tek doğru tarafı Schliemann'ın yılmayan kişiliğidir. Katip olarak atıldığı iş yaşamında zengin bir tüccara dönüşmüş, kısa sürede birden fazla dili öğrenebilmek için yoğun bir mesai harcamıştır. Ticaretten kazandığı parayı ihtirasla sarıldığı "amatör arkeoloji ruhunun" peşinde savurmuş ve karşılığını kat kat almıştır. Ancak önlenemez şöhreti kudretli Troya'yı bulduğunu ilan ettiğinde yakalar. Çanakkale yakınlarındaki antik kalıntıların arasından çıkardığı iki yüz elli altın objenin tümünü "Priamos Hazinesi" olarak ilan eder. Lakin mücevherleri kimselere haber vermeden Atina'ya kaçırması Türk makamlarıyla başını derde sokar. Üstelik amatör arkeoloji ruhunun altın tutkusu, arkeolojik çevrelerde hiç hoş karşılanmaz. Böylece bütün bu sansasyonun üzerine kocaman bir karanlık çöker. Bundan böyle Schliemann masalı iki görüş üzerinde ilerlemeye mahkum olur. Bu görüşlerden ilki Schliemann'ın bir şekilde modern arkeolojinin babası olduğu yönündedir. Ancak baskın görüş arkeoloji aşkının hilekarlığa alet edildiği şeklindedir. Nitekim 1890'da yaşamı sona eren Schliemann'ın yarattığı kaos her geçen gün büyüyerek çağımıza dek ulaşır. Bütün bu tutarsız tablonun yegane sorumlusu da maalesef Schliemann'ın bizzat kendisidir. 



Priamos Hazinesi'nin mücevherlerini takan Sophia Schliemann

Schliemann, bir masal kahramanı olmayı düşledi. Zengin olmayı, hatta sinema çağını yakalamış olsaydı Indiana Jones'un kimliliğini çaldığını bile iddia edebilirdi. Gerçek olan uygarlık tarihine, sanat tarihine yaptığı katkıydı. Ne var ki Troya düşüşüyle başlayan şiirsel tasavvuru, bin yıllar sonra yeniden keşfedilirken apayrı bir gizem perdesiyle donattı. Gizlice Türkiye'den çıkarılan hazine, dünyanın farklı ülkelerinde soluklandı. Ardından Berlin Müzesi'nde koruma altına alındı. II. Dünya Savaşı felaketi yaşanırken de birçok sanat eseri gibi sırra kadem bastı. Berlin Duvarı'nın yıkıldığı sıralarda yarım asırlık sır nasıl olduysa aydınlanıverdi. Kayıp mücevherlerin önemli bir bölümü Moskova'da Puşkin Müzesi'nde ortaya çıktı. Halen mücevherlerin Türkiye'ye iade edilmesi konusu görüşülüyor. Bu arada hazinenin farklı ülkelerde olan parçalarından bir kısmı yoğun çabayla  ana yurduna döndü. 


İşte bütün bu sansasyona sebep olan, öyküsü sanatın her dalını esinleyen Troya Antik Kenti, 1998 yılında UNESCO Kültür Mirası Listesi'ne girer. Dünyanın en şöhretli antik kentinin UNESCO Kültür Mirası Listesi'ne girişinin 20. yılı olması münasebetiyle 2018 Troya yılı ilan edildi! En erken yerleşimin Tunç Çağı'na dek indiği Troya'da insanlık tarihinden 3000 yılı kesintisiz olarak izlemek mümkün. Homeros'un rehberliğinde benzersiz bir uygarlığın peşine düşmenin tam zamanı. Çanakkale'yi şenlik tadında bir yıl bekliyor. 2018'in  yaz aylarında Troya yepyeni müzesine kavuşacak. 



Veda Busesi


Boğaz'ı, efsaneleri, destansı savaşları, tabiatıyla Çanakkale'ye gitmek için Troya şu sıralar en geçerli sebep. Gelecek yazılarda mitleri, mücadelesi,  yaşanılası atmosferi, sokakları ve insanlarıyla Çanakkale'yi anlatmaya devam edeceğim. 














2 yorum:

  1. Gitmek lazım o zaman bu yaz, müze haberi de sevindirici.

    YanıtlaSil