10 Ağustos 2018 Cuma

Tatlı bir kaçamak: Selimiye

Ege'de bir köy. Kışın kuşlar ve çiçeklerle baş başa kalan kaldırımsız sokaklara, yazın gösterişli arabaların dizildiği, dağlarla çevrelenmiş kıyısına boy boy teknelerin demirlediği, birazcık tezatlar içeren bir köy. Marmaris'in kusursuz güzelliğinden nasibine düşeni almış, begonvilleri kristal sularla buluşturan, köylüğü ancak coğrafi bir terim olarak kalan, tatlı bir yaz düşü, Selimiye... 



Plansızca, sırf haritadaki mesafeyi gözeterek Bodrum'dan Marmaris yollarına düşüyoruz. Bodrum hangi ara olduğunu kestiremediğim bir süreden beri yaz klasiğimiz ama bu sefer tebdil-i mekanda ferahlık peşindeyiz. Marmaris'e ilk yolculuk, yeni bir yeri tanımanın heyecanı dolup taşıyor içimizden. Bodrum'dan Marmaris'e geçerken içinde bulunduğumuz resim an be an değişiyor. İki buçuk saatlik mesafede Bodrum'un kel dağları buada yakın planda yeşil, ötelerde mora çalıyor. "O da nasıl şey", diyenleri duyar gibiyim...Marmaris, HD kalitede, üç boyutlu manzaraların vücut bulmuş hali. Virajlı, yokuşlu, manzaralı,kasksız motorcuların kol gezdiği yollardan geçiyoruz. Az gidip, uz gidip Marmaris'e varıp, yerleşiyoruz. Lakin bu Marmaris yazısı değil, o apayrı bir yazı olacak. Bu yazı Marmaris'in o sıra sıra dağlarının içindeki manzaralardan Selimiye Köyü'nün yazısı. Selimiye, Ege'nin yükselen yıldızı, hatta kimilerince kalabalığa teslim olmamış son kalesi. Bana sorarsanız tatlı ve dingin bir hafta sonu için biçilmiş kaftan. Zira Marmaris muazzam hareketli ve termometreleri ağlatacak derece sıcak!




Selimiye Köyü, Marmaris'ten araçla yaklaşık 45 dakika, tabi yolları kaybetmemek, yanlış sapaktan dönmemek gibi olağan durumlarda. Kıvrım kıvrım, düğüm düğüm bir yolu var Selimiye'nin o da zaten 90'larda yapılmış. Diyelim ki yolu kaybetmediniz, sabah güneşi aracın camından süzülüp bağrınızı yakıyor. Selimiye'ye 5-6 km kalmış, bu anlarda gözünüzü dört açın, yolun sağında, fevkalade bir koy Lady Diana'nın akuamarin yüzüğü gibi ışıldayacak. Gösterişsiz bir tabelada Delikyol Deniz Restoran ifadesini okuyacaksınız. Muhtemelen tabelanın havalisinde fotoğraf meraklıları olacak. Neyse siz aracınızı park edip , minik koya doğru ilerleyin. Kahvaltı etmediyseniz günün ilk öğününü burada alın. Tabiatın güzelliği, zeytin ve çam ağaçlarının titreştiği gölgeler altında "işte huzur" yazan sosyal medya klişeleri aklınızda burayla özdeşleşsin. Sonra Selimiye'ye devam edin, nasılsa gelecekte bütün bir günü burada geçirmek isteyeceksiniz.  Birkaç kıvrımın ardından yol bir tepenin üzerinden şiirsel bir balıkçı köyü sunacak. İşte bu şiirdeki köy Selimiye. Bu kadar şöhrete kavuşmadan evvel balıkçı köyüymüş,şimdilerde balıkçılık eser miktarda sürüyor ama artık "balıkçı köyü" tanımlaması burası için fazla mütevazı kalıyor. 


Bütün Ege kıyıları gibi Selimiye'nin de başlangıcı tarihin gel gitleri içinde yitip gitmiş. Antik dönemde bu bölgeye Hydas denirken, zaman içinde Losta adını almış. Görünen o ki Antik Çağ'dan itibaren bu durağan deniz gemicilerin sığınağı olmuş ve hala olmaya da devam ediyor. Köyün geçmişinden miras küçük bir kale kalıntısı halen varlığını sürdürüyor. 
İki kilometrelik bir kıyıcığa sahip Selimiye. Pek de eskimemiş tarihlerde Rumlar daha çok sahil şeridinde yaşarken, Türk nüfus evlerini tepelere yapmayı tercih etmiş. Günümüzde sahil boyu yer alan evlerin neredeyse tamamı pansiyon,otel tarzı işletmelere dönüşmüş. Bu yapıların hepsi adeta denizin içine inşa edildiğinden, kum veya çakıl bir plaj ortamı söz konusu değil. Ayağınızı atıp şezlongdan yahut iskeleden (sahil olmadığından bu konaklama tesislerinin çoğu iskeleye sahip) cup diye denize giriyorsunuz. Köyün en ucuna ilerlediğiniz takdirde kumluk ve nispeten geniş bir halk plajı bulunuyor. Ama şezlong,şemsiye gibi hazırlığınız yoksa Selimiye güneşinde sahil otellerine yönelmek daha akıllıca tabi. Genellikle bu işletmeler 30-40 TL gibi bir kota ile çalışıyorlar. Yani kişi başı bu miktarda harcama yapıyorsunuz. Marmaris bölgesinde yaygın uygulama bu şekilde olsa da yeme içme açısından Selimiye sahili fiyatlandırma açısından daha yüksek. Köyde biraz dolaşırsanız gerçek Selimiyeliler'le dallarından limon, portakal sarkan ağaçlar eşliğinde sohbet edebilirsiniz. Ama işletmeler çoğunlukla farklı yerlerden gelmiş yönetici ve çalışanlardan oluşuyor. 



 Diğer yandan Selimiye'de denize güzelleme yapmaktan daha kolay bir şey bulunamaz. Berrak suyun içinde türlü renkte balığı dalmadan görüyorsunuz. Küçük,sevimli hallerine  bakakaldığınız anda, hiç acımadan bir alınan bir ısırıkla tatlı rüyanızdan uyanıyorsunuz. Şaşkınlığı üzerinizden atınca bunlar harika seyahat anılarına dönüşüyor. 



Selimiye'de derin bir sükunet hakim, o nedenle acaba çarşı yok mu diye düşünebiliyor insan. Köyün girişinde marketlerin olduğu kısımda biraz dolaşınca Ege renklerine uygun dükkanlar bir bir sıralanıyor. Doğal taşlar, örgüler, seramikler, el emeği,göz nuru incik boncuk yaz renklerinde. Restoranlar genelde küçük, menüler her konuğu kucaklayalım tarzında "ne ararsan var" şeklinde değil. Yani mantıcı, balıkçı, tatlıcı, hamburgerci aynı bünyede buluşmuyor ki Ege'de az bulunur bir uygulama. Burada tipik Ege mezeleri ve balıklar sofraların baş tacı. Lakin yerel tatlar peşindeyseniz Losta Tatlıcısı'nı bulup,losta tatlısı yemek şart. Tatlıcıyı bulmak avuç içi köyde mesele değil de yaz günü şerbetli tatlı ağır olur sanıp dondurmaya yönelmek büyük hata. İncecik hamuru, keçi peyniriyle hazırlanmış içi, şerbetine katılan narenciye ile losta tatlısı, beklenmedik şekilde hafif ve lezzetli. Galip Usta'nın tarifleriyle hazırlanan Losta Tatlıcısı'nda her ürün doğal malzemeyle yapılıyor. Selimiye'de müdavimi olunacak bir yer varsa o da Losta Tatlıcısı! 
Diğer taraftan sosyal medyada çilekli limonatasıyla kalplere girmeyi başaran Paprika da ziyaretçilerin sevdiği mekanlardan.  Çilekli limonata deyip geçmeyin, üzerinde kocaman bir pamuk şekerle servis ediyorlar; limonata film yıldızı muamelesi görüyor. 

  

Selimiye'de bütün gün denize girilen iskeleden güneşe veda edebilirsiniz. Bu anlarda güneş kırmızı bir tülle örtülmüş gibi olur.  Kızıla boyalı gökyüzü yerini simsiyah fonda yanıp sönen binlerce yıldıza bıraktığında, aynı iskele üzerinde akşam yemeğine hazırlanırken bulursunuz kendinizi. 
Selimiye belki, artık köy olmayı geride bırakmak üzeredir ama "Ben Ege'yim" diye kulağınıza fısıldar. Ve Selimiye'den ayrılsanız bile bu ses hep aklınızda kalır. Müsait bir zamanda yine kavuşmak istersiniz...   


2 yorum:

  1. Çok güzel anlatmışsınız. Özellikle limonataya bayıldım, bir Emel Sayın havası katmış güne. Tatlıyı bir egeli olmama rağmen hiç yememiştim. İlk fırsatta bir Selimiye yapma zamanı gelmiş. İyi tatiller..

    YanıtlaSil