'Bütün arzusu Ankara’ya gitmek,
Cumhuriyet’in on beşinci yıldönümü töreninde bulunmak, ordusu ve milleti ile
son defa karşılaşmaktı. Hatta stadyum merdivenlerini çıkmaktan kurtulması için
acele olarak bir asansör de yaptırılmıştı.
O durumda iken bile dil çalışmalarını
yakından takip ediyor, yılbaşı nutkunun hazırlanması işine yardım ediyordu: “Büyük
kamutaya, şimdiye kadar olduğu gibi, bütün işlerinde başarılar dilerim” cümlesi
Meclis’e devlet reisi sıfatı ile son sözü olmuştur.
![]() |
Resim: http://www.koc.com.tr/tr-tr/koc-gundem/haberler/Sayfalar/fikirler-olmez.aspx |
Ankara’ya gitmekten ümidi kesince,
dudaklarını bükerek:
̶ Bu zayıf halimle Ankara’ya gitmekte bir fayda
görmüyorum. Gidersem hiç kimsenin yardımı olmadan hiç olmazsa otomobile kadar
yürüyebilmeli, arkadaşlarımla selamlaşabilmeliyim, bunları yapamayacağımı
anlıyorum, demişti.
Cumhuriyet Bayramı gecesi, Boğaziçi
vapurlarından birini tutan gençler, Dolmabahçe Sarayı’nın rıhtımına
yaklaşmışlar, haykırışıyorlardı. Atatürk kesik kesik konuşarak pencereye gitmek
istediğini anlattı. Kollarına girdiler. Pencere kenarındaki koltuğa oturdu. Vapurda
bir kıyamettir koptu. Gençler hep bir ağızdan “Dağ başını duman almış – Gümüş dere
durmaz akar” ,türküsünü söylüyorlardı. Atatürk mırıldandı:
̶
Bu bayramlar ve yarınlar sizindir, güle güle…dedi ve gözyaşları ile ölüm
yatağına döndü.
Atatürk bu defa üç gün süren bir
komaya girdi. Kendine geldiği vakit, uyumuş olduğunu söylediler. Pek inanmamış,
fakat ne olduğunu da anlamamıştı. Atatürk’ün bu komadan kurtuluşu bir mucize
idi. Pek yakın hekimlerinden biri demişti ki:
̶ Size edebî bir şey söylemiyorum, yirminci asır
tıbbın kudretini bilen bir insan olarak söylüyorum, ölüm ondan korktu.
Fakat ikinci ve son komadan
uyanamadı. Kıvranmalar, çırpınmalara içinde yanıyordu. Kendini kaybetmeden son
sözü:
̶
Saat kaç? Olmuştu.
Belki de bir önceki komadan sonra
uyumuş olduğunu söyleyenleri kontrol etmek istiyordu. 10 Kasım sabahı yüzü
gittikçe renk değiştiriyor, hançere hırıltısı artıyordu. Saat dokuzu beş geçe
sert bir asker bakışı ile başucundaki hekime doğru döndü, gözlerini açtı, son
nefesi idi.
Yakınları son hasretlerinden birinin,
iyi olursa bir yaylaya çıkmak, orada artık yalnız serin kaynak suları ve süt
içmek olduğunu söylemişlerdi. Rumeli yaylalarındaki koyun sürülerinin çan
sesleri kulağında, bu vatan ve millet kurtarıcısı, gurbet ve sıla acısı içinde
idi.
O günler yandık. Günlerce,
haftalarca, üstümüze memleket yıkılmış gibi, bir can bunaltısı içinde
kıvrandık.' *
Bu yazı satırı satırına Atatürk’ün
dostluğuna erişmiş gazeteci Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” isimli kitabından
daha fazla okuyucuya ulaşması umuduyla alınmıştır.
* Falih Rıfkı Atay/ Çankaya/
Pozitif Yayınları / s. 568-569 / (yayın
yılı belirtilmemiş)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder