11 Mart 2017 Cumartesi

Fildişi Kutunun Anlattıkları: "Aphrodite Kadar Güzel"

Aslında bu bir güzellik öyküsü. Tanrılar katından ölümlüler arasına süzülen bir idealin, neredeyse 1500 yıllık bir  fildişi kutuda dile gelmesi. İlahi düzenin dünyevi yansımalarının izinde "En güzel" kadar güzel olmak. Bir tanrıça ölçeğinde, güzelliğin terazisinde, Aphrodite önderliğinde...

Derler ki bir zamanlar Akdeniz dünyasına Olimposlular hükmedermiş. Dağlar, taşlar, uçan kuşlar ve bilumum mahlukat bu tanrılara tabiymiş. Bu Olimposlular günün birinde tanrılara layık bir düğün tertiplemişler. Aslında bana sorarsanız düğün biraz aceleye gelmiş. Şimdi gelin hanım, ki hanım demek hafif kalır, kendisi su tanrıçası Thetis. Tarifsiz bir güzel  öyle ki birbirine benzemez kardeşler Zeus ve Poseidon bile kendisine talip. Fakat Thetis'in kaderi pek karmaşık, pek muamma. Bir kehanet var ki tanrıçayla ilgili tanrılar tanrısı, hovarda Zeus bile yanaşmıyor bu güzele. Kehanete göre Thetis'in doğuracağı oğul babasından çok daha güçlü olacak, babası onun gölgesinde kalmaktan kurtulamayacak. Bu durumda tanrılara varamayacağı anlaşılıyor Thetis'in, iktidar tatlı, can kıymetli...Düşünüp taşınıyorlar, derken çareyi tanrıçayı bir ölümlüye kakalamakta buluyorlar. Damat olarak Teselyalı Myrmidonlar'ın kralı Peleus seçiliyor. Thetis bunu bir hakaret kabul edip, deniz kızı niteliklerini kullanıp tanrıları epeyce atlatsa da sonunda bu faniye eş olmayı kabul ediyor.  Düğün şöleninin Olimpos'ta tanrılar sofrasında yapılmasına karar veriliyor. Bütün tanrılar şölene davet edilirken hangi işgüzarın fikridir bilinmez, kavga tanrıçası Eris, kavga çıkarmasın diye şölene çağrılmıyor. Ve bu an efsaneler çağının en popüler olayının gerçekleşmesine sebep oluyor. 
(Ne diyordu Don Vito Corleone mafyanın o kutsal anlatısında "İntikam soğuk yenen bir yemektir." )
Kurnaz Eris tarihin en ünlü intikam planıyla işe koyuluyor ve üzerine "en güzele" yazdığı elmayı şölen sofrasına atıveriyor. İnsanlık tarihinin en suçlu meyvesi olan elma bu sefer ölümsüzlerin başına bela oluyor. Aphrodite, Athena ve Hera, ölümsüz ve güzel kadınların arasında bir çekişmedir başlıyor. Zeus baba da dahil hiç bir tanrı bu üçlüden birini "en güzel" seçmeye yanaşmıyor. Yine konuyu zavallı bir faniye havale ediyorlar. Böylece altın elmanın sahibini belirleyecek karar Paris'in yargısına bırakılıyor. Birbirinden güzel üç tanrıça Paris'e sınırsız vaatlerde bulunuyor. Paris, Hera'nın sunduğu sonsuz zenginliği ve Athena'nın sunduğu sonsuz kahramanlığı elinin tersiyle itiyor. Aphrodite'se yakışıklı Paris'e Helena'nın büyük aşkını vaat ediyor. Paris tarihin en romantik rüşvetiyle "en güzele" yazan elmayı Aphrodite veriyor. Tabi biliyorsunuz "aşk için ölmeli aşk o zaman aşk" diyor ya şarkı. Bu aşk yüzünden (bu bahaneyle)  Troya savaşı* çıkıyor. Düğün sahibi olan talihsiz gelin Themis'in biricik oğlu Akhilleus (Aşil) da bu savaşta ölüyor. 

Güzeller güzeli Aphrodite çıplak bedeni daha net 
görünsün diye saçının buklelerini geriye atarken...

Nerede Homeros, nerede Akhalar, Troyalılar...Ama işte zaman aksa ve hatta İsa doğup milat olsa bile Aphrodite bütün zamanların en güzeli olarak tanımlanmaya devam ediyor. Ve günün birinde Roma, Doğu ve Batı olarak ayrılmış, henüz Doğu Roma ismini Bizans'a** takas etmemişken Paris'in Yargısı'nın bir fildişi kutu üzerine işlenmesi emrediliyor. 

Emir de nereden çıktı demeyin fildişi erişimi zor, pahalı ve lüks bir tüketim malzemesi. Tıpkı bugün olduğu gibi 6. yüzyılda da bunu ısmarlayan kişinin "emreder" konumda olması icap eder. Fildişi işçiliği Antik Mısır'dan Çin'e kadar bütün büyük uygarlıklarda önemli bir sanat dalı olsa da en görkemli çağını Bizans'ta yaşamıştır. İşte 6. yüzyılda emreden zatı muhterem de Doğu Roma'nın geniş sınırları*** içinde kalan Mısır'da, maharetli bir ustaya Paris'in hikayesini fildişi bir pyksise dönüştürmesini ister. Pyksisler erken dönemlerden itibaren kadınların kozmetik malzemelerini ya da mücevherlerini muhafaza ettikleri silindirik gövdeli, kapaklı kapları tanımlamak için kullanılıyor. Yani bu güzellik hikayesi bir kadını memnun etmek üzere fildişi üzerine işleniyor. 


 Yüksekliği 8.5 cm, çapı 9 cm olan pyksisin üzerinde 
oldukça kalabalık bir kompozisyon görülüyor.


Athena, Hera en sağda elinde elmayla Eris...

Pyksisin üzerinde sahnelenen figürler az önce bahsi geçen kahramanların ta kendisidir.  En cüretkar pozda, yedi düveli birbirine katmayı başaran Eris görülür. Eris çıplaktır ve elindeki elmayı atmaya hazır bir biçimde ortada durur. Kavga tanrıçasının hemen yanında üç ayaklı bir etrafına yerleşmiş dört figür Olimpos tanrılarını temsil ederken, önlerinde havlayan küçük bir köpek yerleştirilmiştir.  Olimposlular'ı takiben bir pelerin (chlamys) giymiş olan Hermes, kanatlı başlığı ve pabuçları ile tanınır.  Haberci tanrı bu sahnede sol elinde asasını tutarken (caduceus), sağ elindeki elmayı da saçının bukleleriyle oynayan çıplak Aphrodite'e doğru uzatır. Aphrodite olanca şuhluğuyla izleyiciye doğru bakarken sağında miğferi ve zırhıyla Athena mizacına ve duruma uygun olarak mağrur bir tavır sergiler. Bu iki tanrıçayı takiben bir tavus kuşu ve başka güzel ve kızgın tanrıçayla göz göze geliriz. Tavus kuşu bu sahnedeki kıskanç kadının Hera olduğunu haber veren bir alamet olarak karşımıza çıkar. Enterasan biçimde kompozisyonda olayın ölümlü kahramanı Paris yoktur. Bunu da siparişi veren kişinin tercihlerine borçlu olmalıyız. 


Hermes "En Güzele" yazan elmayı Aphrodite uzatırken...

Sanat tarihinin nadir parçalarından olan pyksis Bizans günlük hayatının bir parçası. Aynı zamanda Hıristiyanlığın kesin zaferine ve resmi devlet dini olmasına rağmen; Bizans'ın politeist inancın klasik anlatılarını 6. yüzyılda dahi objelerde kullanmaktan geri durmadığının bir göstergesi. 

Diğer taraftan kadının bedensel güzelliği bütün zamanların ortak tutkusu ve başlıca konusu olduğundan; kadın güzelliğiyle bire bir işlevlendirilmiş bir pyksiste süsleme kuruluşunun öncelikle kadın kimliğini vurgulaması kaçınılmaz. Ama burada asıl belirleyici nokta içeriğin reklamının kusursuz biçimde yapılmasıyla alakalıdır. Bu bir çeşit mesaj gibidir: Pyksisin sahibi,pyksisin içindekileri kullandığı zaman bir tanrıça kadar güzel olacaktır. 


 Veda Busesi


Literatüre "Paris'in Yargısı Konulu Pyksis" olarak geçen eser bugün Baltimore, The Walters Art Museum'da ziyaretçileriyle buluşuyor. Binlerce yıllık  mazisinde kendisiyle benim buluşmam tamamen bilimsel nedenlere dayanıyor. Akademik yaşamımda çalışmaktan olağanüstü zevk aldığım bir konunun kısacık bir bölümüyle herkes tanışsın istedim. "Bizans'ta Fildişi İşçiliği" başlıklı bitirme tezimden entrikalarla süslü bir parçayı, akademik anlatımdan soyutlayıp buraya yazıverdim. Belki Baltimore yolunuz düşer ya da illa ki Türkiye ve dünya müzelerinde başka Bizanslı fildişi objelerle karşılaşırsınız. İşte o zaman Aphrodite'in güzelliği ve Eris'in intikamı bir kez daha aklınıza gelir. Yüzünüze tanıdık biriyle karşılaşmanın sıcaklığı yerleşir. 


 Notlar:

*Troya Savaşı'nın asıl nedeni Akhalar'ın (Yunan şehir devletleri) zengin Truva'yı işgal etmek istemesidir. 
**Başkenti Konstantinopolis olan Doğu Roma İmparatorluğu tarih boyunca kendini "Bizans İmparatorluğu" olarak tanımlamamıştır. Bizans terimi 16. yüzyılda başkentin eski adından yola çıkılarak tarihçiler tarafından kullanılmaya başlanmış bir nitelemedir. 
***Doğu Roma İmparatorluğu ya da Bizans, genel kanının aksine İstanbul çevresinde hüküm süren küçük bir devlet değildi. Özellikle 6. yüzyılda devletin sınırları oldukça genişti. 

4 yorum:

  1. Çok güzel anlatmışsınız, okurken gülümsedim :)

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel bir hikayeymiş. Elinize sağlık.

    YanıtlaSil
  3. Konuk yazarlık yapıp sitenizi tanıtmak isterseniz bana google plus profilimden herhangi bi durumuma yorum yaparak ulaşabilirsiniz.

    YanıtlaSil