9 Ağustos 2019 Cuma

Ege Rüzgarında Deniz ve Kekik: Foça’dan Karaburun’a


Ege’nin mavi ışıltısında, uygarlıkların kök saldığı, her zaman kalbinde yeni yolculara yer açan İzmir. Antik Çağ’dan bu yana şairlerin ilhamına, komutanların aklına, gezginlerin güncelerine sığmayan bir güzellik. 



Tarihi çarşıları, Kordon’u, gevreği, boyozu derken İzmir tadı her daim damakta kalan bir Ege klasiği. Her gidişte kalbin Ege’de kalarak dönüldüğü, kendine özgü ahenginde bitmek tükenmek bilmeyen serüvenler sunan şehirde bitmek bilmeyen imbatın esintisinde kıyıya inme vakti.
Dalgaların salındığı mavi bir deniz, coğrafyanın ölçüsüz girinti çıkıntıları ve  adacıklarıyla, biraz incir, biraz mandalina, biraz karadut ama illaki zeytinin yurdu Foça, İzmir sahil şeridinin mütevazı güzeli. Tarihin babası olarak anılan Herodot’un “en yüce gök kubbenin altında ve dünyanın en güzel ikliminde kurulmuş” dediği Foça, yığma taş duvarlı, sıvasız Rum evlerinin denize açılan sokakları süslediği, balıkçıların tok gözlü kedilerce kuşatıldığı, her kıvrımı ayrı bir kumsal saklayan romantik bir sahil kasabası.  Foça ‘nın tarih sahnesindeki macerası efsanelerin yeryüzünde hüküm sürdüğü zamanlara kadar uzanıyor.



 Troya Savaşı’nın kurnaz kahramanı Odyseus’u , sihirli namelerle tuzağa düşürmek isteyen, deniz kızları Sirenler’in Foça açıklarındaki adalarda yaşadığına inanılıyor.  Volkanik tozların tuzlu suyla kaynaşmasıyla oluşan kayalıklar doğanın özgün tasarımlarından biri ve “Siren Kayalıkları” adıyla anılıyorlar. Rüzgarlı gecelerde hala kendine özgü bir ezginin yükseldiği rivayet edilen kayalıkları görmek için Eski Foça sahilinden kalkan gezi teknelerine binmek yeterli. Antik dünyada bir İyon kenti olan Foça'nın hikayesi deniz kızlarıyla başlasa da bölgenin sembolü fok. Binlerce yıl önce fokların mesken tuttuğu bu sulara Phokaia denilirken, zamanla isim Foça haline gelmiş.  Foça, kaleden başlayarak, gören herkesi kıskandıran evleri, sokaklarında uçan kelebekleriyle tam bir sığınak. Sabah denize açılan balıkçıların, akşamüstü geri dönüşü, güneşin turuncu bir kalp gibi kale manzarasında batışı, Ege otları ve zeytinyağlı sabunlarla dolu çarşısı, dondurmacı Nazmi Usta’sıyla samimi ve kendi halinde bir dünya Foça. Yazın kaldırımlarından bile denize girilen, her virajı ışıl ışıl bir koya açılan mavi bir düş aynı zamanda. Sabahların domates reçelinin muhteşem kokusuyla başladığı, yıldızlı gecelerin cırcır böceklerinin şarkılarıyla dolduğu, ayrılmamak için bin bir bahane bulunan bir İzmirli Foça. 






Foça’nın tatlı hayali zihnime kazınırken, beldenin kıyı komşusunu yakın eden feribota atlayıp Karaburun’a doğru yol alıyorum. Karaburun’a yaz aylarında Foça’dan kalkan feribotla ulaşmak mümkünken, yılın her mevsimi harika manzaralar sunan kara yolunu da tercih etmek olası.  Bir zamanlar İyonya’nın önemli limanlarından biri olan Karaburun, Urla ve Çeşme gibi şöhretli seyahat rotalarıyla çevrili. Buna karşılık, Ege sahillinin en keşfedilmemiş köşesi.  Karaburun’un İskele’sinde yürürken asırlar boyu bu limana ayak basan gemicileri, balıkçıları, tacirleri düşünmeden edemiyor insan.  Her zaman taze deniz ürünleriyle sahilde uzanan balıkçıları, el emeği seramiklerin, takıların tezgahları süslediği akşam pazarı, sandalların salındığı korunaklı limanıyla Karaburun Kordon’u kendi ritmine usul usul misafirlerini dahil ediyor. Dağlardan kekik ve nergis kokusunu taşıyan rüzgarı hissettikçe, çağlar önce buraya “Rüzgarlı Mimas” diyen ozan Homeros’u anmamak elde değil.  Mimas, Karaburun’un Antik Çağ’daki ismi. Efsaneye göre tanrılarla savaşan devlerden biri olan Mimas, Zeus’un gazabına uğrar. Savaş sırasında Mimas’a çok kızan Zeus, öldürülen devi demirci tanrı Hephaistos’un gömmesini ister. Hephaistos, devi Bozdağ’ın altına gömer ve üzerine demir ve bakırdan oluşan bir alaşım döker.  Böyle bir hikayesi olan Bozdağ’ın zirvesine çıkarken , rüzgar gittikçe artar, keçi sürüleri yolu keser, kekik kokusuyla atmosfere hakim olur.  Zirveye yaklaştıkça Yunan Adaları, Çeşme, Foça göz alabildiğine görülür.  Efsaneler gerçeğe dönüşmeye başlar.


Karaburun’da mevsimine göre üzümü, sakız enginarı ve şifalı otlarından tatmak gerek. Özel bitki türlerini barındıran yarımadada sakin köylere doğru kısa yolculuklar yaparak , yerel ürünlerden hazırlanan köy kahvaltılarına, şifalı otlarla demlenmiş çaylara ulaşmak çok kolay.  Zeytin ağaçları ve bağlarla donanmış, şirin taş evleriyle İnecik; sahili ve lezzetli kahvaltısıyla Saip; turkuaz denizi, küçük pansiyonlarla süslü limanıyla Kaynarpınar yarımadanın  huzur dolu köylerinden birkaçı.  Yarımada olmanın avantajıyla Karaburun irili ufaklı birçok koya sahip. Mavi bayraklı plajlar, gözden uzak kumsallar, zümrüt gibi ağaçlarla kusursuz bir uyumu yakalamış Ege mavisi bu coğrafyada her adımda göz kamaştırıcı. Bodrum Koyu, Dolungaz Koyu, Kuyucak Plajı bölgenin mavi düşlere yelken açan adreslerinin başında geliyor.





Adını, güneşin gözden kayboluşuyla ortaya mor gecelerden yahut bağrında yetişen 70 çeşit mor çiçeğinden mi alır bilinmez ancak Karaburun’un Mordoğan beldesi İzmir’in az bilinen güzelliklerinden biri.  Bütün Ege bereketinden nasibini alan Mordoğan, zeytinlikler, narenciye bahçeleri, morun en güzel tonlarına hakim çiçekleri, yumuşacık iklimiyle mutlu bir şaşkınlık yaratıyor.  Gün ışığının mora çalan gökyüzünde doğuşuyla,  balıkçı teknelerinin mavi denizde kaybolduğu bu sahil kasabası ziyaretçilerini duygulu tavrıyla kolayca etkilemeyi başarıyor.  Deniz kokusuna bulaşan nergis esansı  baş döndürücü bir hızla etrafımı sarıyor. Nergis çiçeğine ismini veren Narkissos’un yurdunda olduğumu anımsıyorum.  Efsanelerle yüklenmiş, denizi, güneşi, kokusu apayrı kasabada Ardıç Koyu’nda dalga seslerini dinleyip, doğanın resital yaptığı Manal Koyu’na uğruyorum.  Sahilde rastladığım balıkçıların sohbetine katılınca: “Buradan balık yemeden dönme.” uyarısını ciddiye alıyorum.  Efsanelerle dolup taşan yolculuğum, mora boyanmış bir gök yüzüyle sona eriyor.



Not: Yazı SunExpress'in uçak içi yayını SunTimes Nisan /2019 sayısı için kaleme alınmıştır.

2 yorum: