13 Şubat 2017 Pazartesi

Bir derin tutku: Beyoğlu

İstanbul, dikkatle dinleyen kulaklara esrarengiz masallar anlatan, kıtaları ve kültürleri kusursuz biçimde buluşturan eşsiz bir şehir. İstanbul’un en gözde anlatıcısı hiç şüphesiz Beyoğlu. Binlerce yıllık bir serüvenin en sevilen başrol oyuncusu. Zamanın yenilmezliğinde sürekli dönüşse de tılsımı geçmişinden yadigar bir vaha. Farklı sesleri aynı notada birleştiren usta bir müzisyen.  İşte bu sebeplerden herkesin gönlünden bir parça bulduğu, tarihten sıyrılması imkansız olsa  da yeni duygulara yelken açmaya hep hazır bambaşka bir dünya. 




Haliç’in ve o canım Boğaz’ın kavuştuğu noktada başlar bu semtin kadim hikayesi. Çağlar öncesinin ünlü limanı Galata ve çevresinde şekillenir yaşam. Bizans’la başlayan yerleşime Cenevizler ortak olur uzun yıllar. Türkler şehrin çehresine katılınca da Türk, Yunan, Ermeni, Yahudiler ve Levanten Avrupalılar da eklenir yavaş yavaş. Pera’ya doğru çıkıldıkça İtalyan, Fransız ve Maltalılar bölgenin yerel halkı olarak Beyoğlu sakinleri arasındaki yerlerini alırlar. Ve böylece bir zamanların Grand Rue de Pera’sı ya da bizim andığımız adıyla İstiklal Caddesi bu ortamda dirilmeye başlar. Gösterişli sefirlik binaları, Batı’ya öykünen tiyatrolar, kiliseler, apartmanlar, sinagoglar sarar Galata ve Pera’yı. Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla bölge adeta küçük bir Avrupa modeli haline gelir. 



Arap Camii
Bölgenin hafızasına inmek için de en doğru yer yine Galata olacaktır. Günümüzde Karaköy sınırları içinde kalan Arap Camii bölgenin en eski tarihi eserlerinden biridir. Kırmızı tuğlalarla örülmüş kare biçimli kulesiyle etrafındaki yapılardan sıyrılan Arap Camisi, kendi mitolojisini yaratmış Beyoğlu’nun gizemli yapılarından biridir. İlk yapıldığı zaman cami olduğu rivayet edilse de bir dönem Aziz Pavlus’a adanmış bir kiliseyken, Latin işgali sırasında Dominiken rahiplere ev sahipliği yapar. İstanbul’un fethiyle birlikte camiye dönüştürülen yapı Gotik kulesi ve ahşap karkaslı iç mekanıyla ziyaretçilerine mimari bir ziyafet sunar.
Karaköy-Galata güzergahında 19. yüzyılın sonunda çoğunlukla azınlıklara mensup ya da yurt dışından gelen mimarlar tarafından inşa edilmiş birçok yapıya rastlamak olasıdır. Yaygın olarak Bankalar Caddesi adıyla anılan Voyvoda Caddesi’ndeki binalar bahsi geçen dönemin bütün mimari özelliklerini taşır. Cadde üzerinde Fransız kökenli Levanten mimar Alexandre Vallaury’nin imzasını taşıyan eski Osmanlı Bankası binası, ki bugün Salt Galata adıyla görkemli bir kültür sanat kompleksi olan yapı gerçekten görülmeye değerdir. Salt Galata’nın tam karşısında, Bankalar Caddesi’yle Banker Sokağı’nı birbirine bağlayan, kıvrım kıvrım bir merdiven sizi karşılar. 1850’lili yıllarda devrinin ünlü banker ailesi Kamondolar tarafından, Art Nouveau stilinde yaptırılmış merdivenler ailenin ismini taşır. Sadece Beyoğlu’nun değil İstanbul’un da en güzel merdivenleri olan Kamondo Merdivenleri günün her saati fotoğraf tutkunlarının uğrak yeridir.  


Salt Galata

Kamando Merdivenleri
Galata’da zamana kapılırsınız. Galata surlarının çevrelediği Ceneviz mahallesi sanki bin yıllardır yerinde duruyor gibidir. Hele taş duvarların, üzerinde haçlar yükselen kiliselerin arasında gök kubbeye değiyormuş gibi görünen Galata Kulesi karşınıza dikilince, bu takvim dışı atmosfere inanmak kaçınılmazdır. Çağlar boyu kah yıldızlar gözlenmiş bu kuleden kah yangınlar, şimdilerde İstanbul gözleniyor sivri külahının altından. Geçmişi 6. Yüzyıla kadar uzanan kuleye tırmanmayı göze almak yeterli Haliç ve İstanbul Boğazı’nı olanca güzelliğiyle önünüze sermek için. Yapıldığı dönemden günümüze kadar semtin simgesi olan kule, dünyanın dört bir tarafından gelen turistler için de İstanbul deyince ilk akla gelenlerden.


Tomtom Tasarım Günleri'nden...
Tophane Çeşmesi

Kılıç Ali Paşa Camii
Beyoğlu’nun ayrı gezegenleri buluşturan galaksisindeki kendi has yerlerden biri de Tophane. Burada son dönemin popüler lokasyonu Tomtom’a uğrayıp, Boğazkesen Caddesi’nin köşesinde yer alan ve Tophane-i Amire’de güncel sergilere katılabilirsiniz. Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan Tophane-i Amire’nin avlusundan görülen manzarada Tophane Çeşmesi ve Kılıç Ali Paşa Camii’yle göz göze gelinir. İstanbul’un üçüncü büyük çeşmesi olan Tophane Çeşmesi Sultan I. Mahmut tarafından yaptırılmıştır. Yapıldığı dönemin sanatsal beğenilerini yansıtan çeşmenin üzerindeki panolarda gerçekçi bitkisel bezemeler dikkat çeker. İlk yapıldığı zaman rıhtıma yakın biçimde konumlanan Tophane Çeşmesi, zamanla denizin doldurulması nedeniyle içerde kalmıştır. Tophane Meydanı’nında vakur bir tavırla yükselen Kılıç Ali Paşa Camii’yse türbe, medrese ve hamamdan oluşan bir külliyenin görkemli bir bölümüdür. Temelde ciddi farklılıkları olmasına rağmen devasa kubbesi ve uçan payandalarıyla Ayasofya’nın küçük bir modeliymiş gibi bir etki bırakan camii Mimar Sinan’ın eseridir. Külliye inşaatından, açılışına ve asırlar boyu süren zaman yolculuğunda birçok tarihi ana şahitlik etmiş ve hatta kendi efsanelerini yaratmıştır. Ama yapılışındaki en kıymetli ayrıntı, hayatı boyunca yüzü gülmemiş İspanyol yazar Miquel de Cervantes’in burada işçi olarak çalışmış olmasıdır.
İstanbul’un en eski ticaret merkezlerinden olup modern zamanların keyifli ve trend mekanlarını barındıran Karaköy’e yönelmeden önce Tophane’de bulunan Türkiye’nin ilk modern sanat müzesi olan ve farklı sanat dallarından etkinlikleriyle geniş kitleleri kendine çeken İstanbul Modern Sanat Müzesi’ne gitmekte fayda var. Burada müze koleksiyonunu inceleyebilir, yeni sergilere katılabilir, harika filmler izleyebilir, eğitim programlarından faydalanabilir, kütüphanedeki eşsiz eserlere dalabilir, restoranın veya müze mağazasının keyfini çıkarabilirsiniz.




Beyoğlu’ndaysanız adım başı bir çan kulesi, tarihi bir kemer, çeşme, sütun sizi beklenmedik diyarlara sürüklerken duvarlara yapılmış rengarenk grafitilerle de bir tezatlar evreninde olduğunuzu düşünebilirsiniz. Yüzyıllardır Beyoğlu’nu Beyoğlu yapan da bu tezatların tuhaf ama sahici birlikteliği değil midir zaten? Karaköy ve çevresi Beyoğlu’nda adeta grafiti galerisi gibi. Fantastik bir alem metruk binaların, kepenklerin, inşaatların cephelerinden sokağa akıyor neredeyse. Surp Pırgiç Ermeni Katolik Kilisesi’nin yüksek kasnaklı kubbesi bu fantastik dünyanın eski zamanlarına işaret ederken; umulmadık bir anda Karaköy Murat Muhallebicisi’nde Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun imzasını taşıyan bir mozaik pano size sürpriz yapabilir.  Beyoğlu’nda sıradan bir günde Tünel’in Karaköy istasyonuna gelmişseniz ve dünyanın en eski ikinci metrosuna bineceksiniz demektir. 90 saniyede Galata’dan Beyoğlu’na çıkıverirsiniz ve bu kelimenin gerçek manasıyla tarihin derinliklerine bir yolculuktur aslında.


Karaköy Murat Muhallebicisi
Bedri Rahmi Eyüboğlu imzalı mozaik pano



Mesnevi / Galata Mevlevihanesi Müzesi
Tünel Meydanı’ndan İstiklal Caddesi’ne bağlanmadan Galata’ya inen Galip Dede Caddesi’ne süzülürseniz sol tarafta zarif cümle kapısıyla Galata Mevlevihanesi Müzesi görüş açınıza girecek. İstanbul’un ilk Mevlevihanesi olan yapı II. Bayezid’in hükümranlığı sırasında kurulmuştur. Beyoğlu’nun kültür dokusunun nadide örneklerinden biri olan Mevlevihane 1975’ten günümüze uzanan süreçte müze olarak konuklarını ağırlamaktadır. Şehrin kültür tarihinin önemli yapı taşlarından olan müze derviş odaları, semahane ve mahfillerden oluşmaktadır. Hem yapının tarihsel geçmişi, hem de Mevleviliğin esasları üzerine şekillenen müzede zaman zaman sema gösterileri de düzenlenmektedir.




Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi
Tramvay seslerinin, insan seline karıştığı, şehrin şah damarı olan büyülü cadde. Adı ister Grand Rue de Pera, ister Cadde Cadde-i Kebir , ister İstiklal olsun kurulduğu günden bu yana popülaritesini bir an bile yitirmemiş eşsiz bir uzam. Aşkın, ihanetin, masumiyetin, göz yaşının, eğlencenin ve bunlardan pek de ayrı düşünülemeyecek bir şey olan sinemanın merkezi. Burada vitrindeki bir pabuca, emektar bir aktöre, bir binadaki kabartmaya, aniden nereden yükseldiği anlaşılamayan bir nağmeye kafayı takabilirsiniz. Ruh haliniz an be an değişir. Dünyada bu kadar hızla duygularınızı değiştirebilecek başka bir yer olma olasılığı çok azdır. İstiklal Caddesi’ni layığıyla köşe bucak gezmek için günler gerekebilir. Ama burada bütün zamanların gürültüsünü duymanın en güzel yolu nostaljik tramvayla caddeyi baştan başa geçmekle olur. Taksim Meydan’ından başlarsınız caddenin kalp atışlarını duymaya. Gümbür gümbür uğuldarken kulaklarınız sol tarafa doğru sapıverirsiniz bir anlığına. Bütün kalabalık ve ses o anda kesilir, zamanıysa Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi’nin çanı yankılanır sokakta. İki tarafındaki çan kulesi ve kocaman kubbesiyle sizi kendine çağırır. Avlusuna girdiğiniz zaman yarattığı uhrevi etkiye şaşarsınız. Asıl ibadet mekanıysa gerek mimarisi, gerek bezemeleriyle enfes bir etki bırakır. İstiklal Caddesi’ne geri döndüğünüzde aynı sonsuz akışa bırakırsınız kendinizi. Cercled’Orient’ın önünden geçersiniz ve ondan gözünüzü alamazsınız mesela. Galatasaray’a kadar inince sinemayla özdeşleşmiş semtin sinema müzesine uğramak kaçınılmaz olur. Yeniçarşı Caddesi’nde Galatasaray Lisesi’nin komşusudur Türvak Sinema Tiyatro Müzesi ve Sanat Kitaplığı. Türkiye’nin ilk ve tek sinema tiyatro olma özelliğini taşıyan Türvak ziyaretçilerine sinemanın ve Yeşilçam’ın sihirli dünyasının kapılarını açıyor.  Yıllarca sinema perdesinden ışıldayan bir dünyanın içinde dolaşma imkanı sunan müze, aynı zamanda sinema, tiyatro ve televizyon tarihini de keyifli biçimde tanımamıza olanak sunuyor.


Avrupa Pasajı
Galatasaray’a gelmişken Meşrutiyet Caddesi’yle Sahne Sokağı’nı yani Balık Pazarı’nı birbirine bağlayan Avrupa Pasajı’na da bir uğramak gerekir. 19. Yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen pasajda bugün ağırlıklı olarak hediyelik eşyalar satan dükkanlar yer alıyor. Avrupa Pasajı yapıldığı dönemdeki Batılı çağdaşlarıyla oldukça benzerlik gösterir. Dükkanların üst sırasında kemerler içinde heykeller sıralanır. Pasaj gün ışığının içeri girmesine imkan veren üst örtüsü, heykelleri ve mermer zeminiyle oldukça çarpıcı bir havaya sahiptir.


Mısır Apartmanı
İstanbul’a bir eşi daha olmayan eserler kazandırmış Ermeni kökenli mimar Hovsep Aznavur’un tasarladığı Mısır Apartmanı da İstiklal Caddesi’nin bağrında yer alır. 1905 yılında Abbas Halim Paşa’nın kışlık ikametgah olarak yaptırdığı bina Art Nouveau stilindedir. İstanbul’un ilk betonarme binalarından olan Mısır Apartmanı, tasarımı ve büyüklüğüyle caddenin cezbedici rotalarından biri. Beyoğlu’nun sanatla buluştuğu mekanlardan olan Mısır Apartmanı güncel sanatı takip edebileceğiniz harika galerilere ev sahipliği yapmaktadır.

St. Antuan Kilisesi
Kırmızı tuğlalarıyla İstiklal Caddesi’nde bir kiliseden çok bir masal şatosu intibası uyandıran St.Antuan Kilisesi Beyoğlu’nun olmaza olmazlarından biridir. Levanten mimar Giulio Mongeri tarafından Neogotik akıma uygun biçimde yapılan bazilika Latin haçı formunu yansıtır. Cephesinde yer alan gülbezekleri, sivri kemerli kapı alınlıklarıyla bir anda herkesi mıknatıs gibi çeker. İstiklal Caddesi’ndeki tasasız kaos buraya asla yansımaz. Kilise caddenin canlılığına ortak olsa da vakur tavrını hep muhafaza eder.


Santa Maria Draperis Kilisesi
St. Antuan’ın biraz ilerisinde alt kotta yer almasıyla biraz gözlerden uzak kalan Santa Maria Draperis de Beyoğlu’nun renklerinden biridir. Yalın dış cephesi manevi bir nezaketin göstergesi gibidir. Neoklasik üslubun belirleyiciyle şekillenmiş yapı çoğu zaman gezginlerin gözünden kaçan etkileyici bir mabettir.
Şişhane ve Asmalı Mescit yıllardır Beyoğlu’nun eğlence ve kültür merkezleriyle tanınan bölgeleri. Meşrutiyet Caddesi’nde bulunan Pera Müzesi sanatsal aktivitenin sürekliliğini sağlaması açısından son derece önemli. Pera Müzesi Suna ve İnan Kıraç Vakfı’na ait koleksiyonların yanı sıra ses getiren birçok sergiye de ev sahipliği yapmaktadır. Müze eserleri izleyiciyle buluşturmak dışında sosyal, kültürel ve eğitici birçok aktiviteyle de Beyoğlu’nun hareketli yapısına uyum sağlamayı başarmıştır.


Tarlabaşı
Beyoğlu’nun arka sokakları derdiyle, kederiyle kendiliğinden şöhretlidir. Sıra sıra dizili Rum evleri, kiliseleri, iplere dizili çamaşırları ve biraz da gölgelere teslim olmuşluğuyla Tarlabaşı ayrı bir iklimi yaşar. En afili delikanlıların kahramanı olduğu romanlar, elemi gözlerinde taşıyan hüzünlü kadınları betimleyen filmler, çok eskilerde kalmış bir Rum ezgisi hep buradan esinlemiştir kendini. Talihi pek yaver gitmese de bir dönemin gözde semtlerinden biridir Tarlabaşı. Daracık sokaklarda sıvası dökülse de inceliğinden bir şey kaybetmeyen cumbalı evler bile hala o görkemli günlerin hatırasını canlı tutmak ister gibidir. Tarlabaşı’nın roman tadındaki kaldırımlarından geçerek, Tatlı Badem Sokağı’nın köşesinde şair Adam Mickiewicz’in evine ulaşırsınız. Polonya’nın milli şairi olan Adam Mickiewicz 1855 yılında görünüşte bilimsel bir görev için ülkesi tarafından İstanbul’a gönderilir. Ama gelişinin asıl nedeni Kırım Savaşı’ndan kaynaklanan gizli bir görevdir. Türk dostu olarak tanınan Mickiewicz’in hayatı cephelerde geçmiştir, Osmanlı İmparatorluğu şairi Tarlabaşı’ndaki küçük eve yerleştirir. Fakat 1855 İstanbul’unun derdi Kırım Savaşı kadar büyüktür. Kolera bütün şehri kasıp kavurmaktadır. Mickiewicz’in İstanbul macerası kısa sürer, şair koleraya yakalanır. Son günlerini Tarlabaşı’ndaki evinde sevdiklerine mektuplar yazarak geçirir. Ölümünün ardından evi o kadar çok Polonyalı tarafından ziyaret edilir ki sonunda müzeye çevrilir.  Günümüzde Tarlabaşı’nın gizemli sokaklarından geçmek ve semtin tarihi bir sayfasına yakından bakmak için Mickiewicz’in müze evine uğramak harika bir bahane gibi görünüyor.



Beyoğlu’nda her bölgenin kendine has bir ritmi vardır. Cihangir’e çıktığınızda deniz manzarasıyla bütünleşmiş sokakları, her gün bir yenisi açılan kafeleri, kedileri, galerileri ve sürekli güncellenen butikleriyle bağımsız bir semt gibidir. Çukurcuma antikacıları, mobilyacıları ve sanat atölyeleriyle hep farklı ve ilginçtir. Galatasaray’a doğru yönelirseniz alternatif eğlence mekanları bulabilir ya da Fransız Sokağı’nda soluklanabilirsiniz.


Aynalıkavak Kasrı
Beyoğlu’nda denizin bir ucundan tutabileceğiniz bölgelerden biri de Hasköy’dür. Beyoğlu’nun Haliç’e bakan kıyısında uzanan Hasköy, semtin genel özelliği olarak çok kültürlü bir geçmişten beslenir. Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’a armağan ettiği güzelliklerden olan Aynalıkavak Kasrı Hasköy’de yer alır.  Tersane faaliyetlerinin hız kazanmasıyla gündeme gelen bölge özellikle Lale Devri’nde daha fazla önem kazanır. Tersanenin alanını genişletmesiyle koruluğun ve sarayın yapılarının büyük bölümü tersaneye vakfedilir. Sultan III. Selim döneminde de yapı şimdiki halini alır. Haliç’e bakan geniş ve özenli bir bahçe içinde konumlanan Aynalıkavak Kasrı haftanın beş günü ziyaretçilerine keyifli anlar vadeden bir Beyoğlu alternatifi.


Hali hazırda okumakta olduğunuz Beyoğlu yazısı, Borajet yolcuları için yazdığım yazılardan biri. Bütün hayatım Beyoğlu'nda geçtiği ve geçmekte olduğundan yazmaktan en çok keyif aldığım yer oldu...
Hasköy’ün kültür, sanat ve teknolojiyle yoğrulmuş en gözde mekanı Rahmi M. Koç Müzesi.  Teknolojinin ve mühendisliğin geçirdiği evreleri belgeler ve objeler eşliğinde seyredebileceğiniz Rahmi M. Koç Müzesi konuklarını sıra dışı bir deneyime davet ediyor. Klasik otomobiller, uçaklar, kayıklar, lokomotifler müzenin koleksiyonunun sadece bir kısmını oluşturuyor. Teknolojinin çağlar boyu süren serüveninin bir parçası gibi hissettiren müzede, zamanın nasıl uçup gittiğini fark etmeyeceksiniz.

25 Ocak 2017 Çarşamba

Hain Astrolog'dan Burçlar

İşte şimdi gerçeklerle yüzleşme zamanı! Burcunuz Zodyak'ın en mükemmeli gibi mi görünüyor? Peki o zaman bir yoklama yapalım. Eşek Kafalı Koç, Hımbıl Boğa, İkiyüzlü İkizler, Sümsük Yengeç, Gösteriş Budalası Aslan, Pimpirikli Başak, Yalpalamakta Kararlı Terazi, Kalleş Akrep, Dengesiz Yay, Taş Kafa Oğlak, Münasebetsiz Kova, Sulu Göz Balık! İlk yumrukta yere serilmeyenlerle Hain Astrolog'un burcumuzu yerden yere vurduğu bu yazıya başlayabiliriz. Ve, evet bunlar sadece başlangıçtı!


Hain Astrolog'la çocukluk yaşlarımda tanıştım. Beyoğlu'nda adım başı bir kitapçı olduğu, Afa Kitabevi'nin öğrenci pasosuna indirim yaptığı, Kelepir Kitabevi'nin Beyoğlu ve Beşiktaş şubelerinde en ucuz kitapları sattığı, Sezen Aksu'nun Düş Bahçeleri'yle Onno'ya selam gönderdiği kaybolmuş bir çağdan söz ediyorum. İstiklal Caddesi'ne üç adım mesafedeki okulumda Halide Edip'in Handan'ını, Dostoyevski'nin Budalası ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur'u aynı anda bana zerk edildiği zamanlardı. Mümtaz'ın Nuran'a olan aşkı , Handan'ın mektupları , Prens Mişkin'in çaresizliği derken tramvaylı İstiklal Caddesi kışı anlayamadığım sanat filmleri gibi görünüyordu gözüme. İşte o sıralar nasıl isyan ettiysem bir dizi tuhaf isimli ama gerçekten komik kitap satın almıştım. Bunların neredeyse hepsi zaman içinde kaybolurken bir tanesi lime lime olmasına rağmen eksiksiz biçimde benimle kalmayı sürdürdü: Hain Astrolog'dan Pimpirikli Başak!
Alışılmışın aksine bütün Zodyak ahalisini muhteşem bir üslupla hicveden ya da daha popüler tabirle gömen bir burç kitabı. Bugünden bakınca keşke bütün seriye sahip olabilseydim diyebileceğim kadar matrak bir seri. Tabi bu belki Başak burcunun astrolojiyle olan kısıtlı ilişkisiyle ve Zodyak'ın diğer "muhteşemlerine" karşılık kendini pek de muhteşem bulmuyor olmasından kaynaklanıyor olabilir. Veya zaman içinde ben, kitap elime her geçtiğinde tekrar tekrar okuduğumdan içindeki salvolara karşı aldırmaz bir tavır takınmış da olabilirim! Hain Astrolog serisi şu anda piyasada bulunmuyor ama ben bütün burçların arka kapaklarındaki birkaç satırlık özetleri, bütün Zodyak ahalisi aşkına bu yazıda bir araya getirdim! 



Eşek Kafalı Koç

"Koç, insana saçını başını yoldurtacak kadar dik kafalı bir tiptir. Kendini üstün görmeye muazzam eğilimlidir. Kural olarak işlerin aslı esasıyla değil fuzuli kısmıyla uğraşır. Hiçbir zaman pek isabetli olayan görüşleriyle herkesin kalbini kırar. Paslanmış el bombası kadar patlayıcıdır. Koç burcunun adı gerçekte aptal koyun olmalıydı."





Hımbıl Boğa

"Boğa bir istikrar şampiyonudur. Mesela naifliği ömür boyu sürer ve herhangi bir şey öğrenmeye de aynı kararlılıkla direnebilir. Rahatına da müthiş düşkündür. Huzur ve sükuna tapar. Kendini ve hayatı anlama yeteneği boğadan esirgenmiştir. Ay sonunda hesap denk geliyorsa boğanın kendinden memnun olmaması için sebep yoktur."


İkiyüzlü İkizler

"İkizler boş konuşmak dışında kayda değer faaliyeti olmayan, sözüne güvenilmez, görüşleri dikkate alınmaya değemez, aklı bir karış havada, işe yaramaz tipin tekidir. Konuşma ustalığı ve öğrenme merakı inkar edilemez. Pazarlık, iş bağlama, ikna gibi dallarda şampiyonlukları vardır. Hatta yaratıcıdır da: Dün söylediklerinin aksini tepki yaratmadan ileri sürmek gibi maharetleri çok gelişmiştir."





Sümsük Yengeç

"Yengeç bu dünyada, yok, kendi küçük dünyasında, kimse tarafından anlaşılmayan bir ütopyacı olduğuna inanır.Kendine sorarsanız duygulu, şefkatli, saf-temizdir. Tabii gerçek başkadır: Dakikada sekiz kere değişen ruh hali, aşırı hassasiyeti (alınganlık da diyebiliriz), mülk düşkünlüğü, kendinden hoşnutluğu ve benmerkezciğiliği ile hiç de iç açıcı bir yaratık değildir. Bütün burçlar içinde huzur ve düzene en çok düşkün olanıdır. "



Gösteriş Budalası Aslan

"Aslan doğuştan kaybeder. Bütün haşmetli özelliklerine rağmen bunun böyle olması, herkesin ve her şeyin hakimi olmak için yaratıldığına inanmasındandır. Reistir, şeftir, abidir, her cinsten kraldır, önderdir, kurtarıcıdır. Projektörlerin sürekli kendilerine çevrilmesini istediklerinden sık sık Boğaz vapurlarının önüne atlayıp güçlükle kurtarılan aslanlar az değildir." 




Pimpirikli Başak

"Başak pek bilgili ve pratik biri olduğuna inandığı için, başaklarla birlikte yaşayan insanların hayatı genellikle başağın elini sürdüğü işi toparlama çabasıyla geçer. Başağın pratiklik dediği, en gereksiz ayrıntılara boğulmaktır. Onun gözünde düzen kavramına uymayan her şey kaos belirtisidir. Hoşgörüsüzlük gösterebileceği durumları artırmak için başak sigara içmez, içki içmez."





Yalpalamakta Kararlı Terazi

"Terazi her şeyi analiz etmeye, her şeye dair tezler geliştirmeye bayılır. Onun günlük laf salatası üretimiyle dünyada açlık sorunu çözülebilirdi. Çok kişinin terazinin cazibesi sandığı şey de tezgahtar yapaylığıyla iş icabı planlı gülümseme karışımıdır. Müthiş kararsızlığı ve çekingenliğiyle, karar vermesi gereken her durumda yerlere yapışır ve karar gerektirmeyen en kolay yolu bulup devam eder." 



Kalleş Akrep

"Kıskançlık, hilebazlık, dediğim dedikçilik, intikam tutkusu, güvenilmezlik, iktidar hırsı, inat...Maşallah! Sırf kendi varlığını kanıtlamak için akrep herkesin hayatını altüst edebilir. Akrep başkalarını ışıltısıyla kandırır, doyurulmamış arzularla sonsuz bir mücadeleden ibaret olan hayatına katar ve kurban eder."




Dengesiz Yay

"Üç günden fazla evde oturduğunda derhal biti kanlanır. Gerekli gereksiz her şeyi öğrenmeye çalışır. Edindiği bilgiyi hafızasında ancak sindirim süresince tutar. Güya iyimser diye övülür. Aslında en olmayacak durumda olayların iyi yanlarını görmeye çabalar. Tanrılara kurban edilmek için sunağa yatırıldığında çevresindekilerin birden din değiştireceğini umabilir."



Taş Kafa Oğlak

"Kötümserdir, dik kafalıdır, otoriterdir, otoriteye tapınır. Hemen tabi olur ve gözlerini iktidar koltuğuna diker. Esnek değildir, uyumsuzdur, kurudur, mizahtan anlamaz, hırslıdır, tek kuruşun hesabını yapar. Gençken yaşlı, yaşlandığında gençtir. Enerjisi o kadar fazladır ki, kapıştığınız ya da size aşık olan oğlak hayatınızı karartabilir. Bazı iyi özellikleri de vardır."   


Münasebetsiz Kova

"Profesyonel ruh terbiyecisidir. Kova burcunu icat edildiği günden bugüne kadar hatırı sayılır miktarda psikolojik felakete ve sonunda herkesi kül eden ruhsal yangınlara yol açmıştır. Kovanın alkolle ilişkisi burcunun adının sürahi olduğunu düşündürür. Yalnızlığa katlanamaz, yani bütün insanlar sürekli olarak kovaların tehdidi altındadır. Devamlı kıpır kıpırdır, insana rahat huzur vermez. Özgünlük uğruna bin türlü abuk sabuk işle uğraşabilir, boynuna kravat diye uzatma kablosu takabilir."



Sulu Göz Balık

"Bu dünyada yaşamıyormuş gibi davranma lüksünü kendinde gören, yerinden kıpırdamaya üşenen, kararsız, yüzünde sürekli çaresizlik ifadesi, omuzları çökük bir köşede pinekleyen fuzuli bir yaratıktır. Filozof olmasına filozoftur ama kenar meyhanelerde masanıza oturup gecenizi berbat eden cinsten. Hüzne tutkuludur, hüzünlenme ayinlerine bayılır. Başkalarına destek olmanın ilginç yollarını bulmuştur: Alkolik arkadaşlarının elinden içki şişesini alacağına oturup onunla birlikte yere serilene kadar kafa çeker."

Veda Busesi

İşte böyle dostlar, haksızlığa uğradığınızı mı düşünüyorsunuz? Yoksa sizin burcunuz "bir melek" mi? Ne zaman biri karşıma geçip burcuyla ilgili güzel bir şeyler söylese aklıma bu serinin başlıkları geliyor. Elimde olmadan, gülüyorum...

Kitaplığımın değerli üyesi Pimpirikli Başak'tan yola çıkarak söylemeliyim ki ufak tefek yazım hatalarına rağmen seri çok iyi Türkçeleştirilmiş. Kişiler örnek verilirken ünlülere atıfta bulunuluyor ve çeviride yerli ünlülere de değiniliyor ki bu tabloyu kafanızda oturtturmak için fevkalade. Tarihi olaylarda burcunuzun rolü de ufak dozlar halinde ve yine aynı esprili dille anlatılıyor. Başak, Başak dedim ama artık Hain Astrolog'un gözünden Başak'ı başka bir vakit anlatırım. Kim bilir belki bu arada Hımbıl Boğalar, Kalleş Akrepler, Münasebetsiz Kovalar falan da elime geçer. Daha uzun uzun burçları çekiştirme fırsatım olur...   


*Fotoğraflar ve "..." kitap özetleri www.iletisim.com.tr 'den alınmıştır. 






21 Ocak 2017 Cumartesi

İstanbul'da olup İstanbul'dan uzakta olmak: Şile

Yazın iliklerimize kadar işlediği günlerden bir yazıyla karşınızdayım. Yazın başında İDO'nun yolcuları için hazırladığı Sealife için İstanbul'un pek bilmediğim sahilini köşe bucak dolaştım, fotoğrafladım. Yayı yayımlandı, hatta arşive kaldırıldı ve şimdi de kendi kişisel tarihime Şile'yi katmanın zamanı geldi!  Şile'de muhteşem kumların içinde çiçekler gibi uzanan şemsiyeli plajlardan,  tertemiz havasını içime çektiğim yemyeşil ormanlar, mor çiçeklerin tırmandığı ahşap evlerle süslü şirin sokaklardan geçtim. İstanbul'un Karadeniz'e bakan kıyılarında, İstanbul'da olup İstanbul'da olduğumu unuttuğum bir yer oldu Şile...Sımsıcak günlerin anlatısıyla Ocak ayına kısa bir mola...


Adı bir zamanlar “Shila” olan bu güzel kasaba binlerce yıllık bir geçmişe sahip. Doğal korunaklı limanı ve sayısız mağarasıyla erken çağlardan itibaren insanların yerleştiği bir bölge olmuş Şile. Hititlerden Friglere, Lidyalılardan Romalılara kadar birçok uygarlık gelmiş geçmiş bu topraklardan.  Zaman içinde yağmalanmış, efsanelere konu olmuş, doğal güzellikleri imparatorların bile gözlerini kamaştırmış Şile’ye hakim bir tepeden görme isteğiyle Maşatlık Tepe’ye doğru ilerliyorum. Maşatlık Tepe, bir tarafı karanlık gecelerde denizlere yoldaşlık eden Şile Feneri’ne diğer tarafı üzerinde Cenevizlerden kalma kalenin bulunduğu kayalıklara hakim bir noktada.  Üstelik bölgede martılarla birlikte yaşayan tepeli karabatakların yerleşim alanı olan adacıkları da Maşatlık Tepe’den rahatça izlenebiliyor.



İyot Beach

Ayazma Plajı

Ara sokaklara süzülerek sahile doğru ilerlemeye karar veriyorum. Daracık sokaklar, çiçeklerin gövdesini kuşattığı cumbalı ahşap evlerin arasında kayboluyorum. Vizörüme bir dönemin tanıdığı olan kapılarla, pencereler dolarken, Şile’yi saran iyot kokusu da içime doluyor. Şile’nin büyüklüğüyle nam salmış fenerinin yanına kadar gidiyorum. 1859’dan beri Karadeniz’i aşmaya çalışan denizcilere yol gösteriyor. Bir vakitler fitilli gaz lambasıyla çalışan fener, şimdi modern tekniklerle ışık saçıyor denize.  Çocukların oynadığı, bisikletli gençlerin etrafta pervane olduğu sokaklarda karşıma fotoğraf tutkunları ve değişik milletlerden seyahat tutkunları çıkıyor.  Bir süre sonra deniz kıyısında buluyorum kendimi. Bütün Şile fotoğraflarının vazgeçilmez fonu Şile adacıkları ve Ceneviz Kalesi şimdi çok yakınımda. Hatta bu fonun tam içinde olmak için adacıklardan birinin üzerinde kurulmuş olan İyot Cafe Beach’e uğruyorum. 

Karina Restoran
Vira Restoran
Fusha Restoran
Mihman Balık
Marin Balık
Şile Balıkçı Barınağı'nın müdavimi Mestan

Denizin tadını çıkarmak için Şile’de merkezden çok uzaklaşmaya gerek yok. Zira Şile’nin üç mavi bayraklı plajından biri olan Ayazma şehir merkezinde yer alıyor. Ayazma Plajı gerek kumsalı gerek iskeleleriyle deniz keyfini doyasıya yaşatıyor. Şile’nin romantik manzaralara açılan restoranları da Ayazma Plajı’na yürüme mesafesinde yer alıyor.  Sımsıcak atmosferi ve kusursuz manzarasıyla upuzun bir kahvaltıyla güne başlamak üzere Karina Restoran’a gitmek şart oluyor.
Denizin hayat verdiği bu güzel kasabanın sofralarını envai çeşit deniz ürünü süslüyor. Denizden yeni çıkmış taze balıklar ve bölgenin taze otlarıyla hazırlanmış mezelerle açılan sofralar böyle bir yolculuğun olmazsa olmazı.  Marin Balık, Mihman Balık Restoran, Vira Restoran gibi mekanlar Şile’nin denizle iç içe mekanları.  Şile’nin romantik manzarasını, muhteşem lezzetlerle birleştiren Fusha Restoran’sa dünyanın her köşesinden müdavimleri olan bir yer. Güne veda etmek, güneşin gümüş rengi ışıklarının kızıla döndüğü anları yakalamak içinse en doğru adres Şile balıkçı barınağındaki küçük kahve. Ayaklarınıza kahvenin gediklisi Mestan kedi sürtünürken, siz de keyifle çayınızı yudumlayabilirsiniz. Burada insan saatler geçirebilir. Martı çığlıkları güneşi uğurlar ve yıldızlar takaların arasından suya yansır ama yine de zaman akmıyormuş gibi hissedersiniz.

İstanbul'u süsleyen bütün çiçekler Şile'de hayat buluyor.
Erol Çiçekçilik'ten taflanlar ve ortancalar  
Akçakese Köyü

Akçakese Koyu





Tadım Gözleme'nin Boşnak mantısı

Şile’de gezinirken İstanbul çok gerilerde kalan bir hatıraya dönüşüyor. Orman örtüsü, doğal ortamında karşınıza çıkan hayvanlar, çifti çubuğuyla uğraşan güler yüzlü köylüleriyle Şile’nin İstanbul’un bir ilçesi olduğu fikri gerçekdışı geliyor. Merkezden uzaklaşıp Şile’nin köylerine doğru yol alıyorum. Şile’nin elli yedi köyü bulunuyor. 
 Çok kültürlü yapısı ve yerel gelenekleri devam ettiren bu köyler Şile’nin en önemli zenginliği. Yol boyu rüya gibi koylar, uçsuz bucaksız çiçek bahçeleri, çobanıyla etrafta koşturan keçi sürüleri, insanın içini ısıtan sohbetiyle köylülere rastlıyorum. Deniziyle gönlümüzü fetheden şehrin tabiatla bütünleşmiş haline vurulmamak nafile bir çaba. Şile Kültür ve Turizm Derneği Başkanı Tümay Bey’in tavsiyesiyle, Yeniköy’e vardığımda Tadım Gözleme’ye uğruyorum. Tadım Gözleme’de mutlaka tadılması gereken lezzet Boşnak mantısı. Yeni açılmış, çıtır çıtır hamuruyla Tadım’ın Boşnak mantısı damağımda yer ediyor. Kamandere Köyü’ne doğru ilerlerken çamura bulanmış mandalara bir selam vererek Saklı Göl’e konduruyorum kendimi. Saklı Göl, adının hakkını veren gizli bir vaha gibi. Şile’nin her köşesini süsleyen orman örtüsü burayı da dantel gibi kuşatmış durumda.  Ağaçlardan oluşan örtünün ortasında suni bir göl salınıyor. Ama gölün öyle olağan bir hali var ki sanki oldum olası hep bu ağaçların arasındaymış gibi bir izlenim yaratıyor. Şile de birçok yer gibi doğa yürüyüşleri için Saklı Göl de son derece elverişli. Gölün etrafında ahşap platformlara yayılmış kahvaltı servisi yapan restoranlar bulunuyor. Çevre piknik yapmak, doğa fotoğrafı çekmek için ideal. Tabiatın mis gibi kollarından çıkıp yeniden denize kavuşmak istiyorum. Yeni durağım Yeşilçam’ın birçok kült filmine mekan olmuş Akçakese Köyü ve aynı isimle anılan pırıl pırıl koy. Akçakese Koyu tertemiz kumsalı, billur gibi denizi, dalgaların yüzyıllarca biçimlendirdiği kayalarıyla tropik bir ada havası yaratıyor. Akçakese Koyu’nu görüp hayran olmamak imkansız.  Gözlerim kayaların dibine kurulmuş çadırlara takılıyor. Gece burada uyumanın nasıl bir keyif olduğunu düşünmeden edemiyorum.

Saklı Göl

Saklı Göl

Masal diyarı gibi: Ağva

Şile kendi içinde küçük bir kent gibi. Az ötesinde yer alan Ağva bu küçük kentin popüler gezi rotası. Şile’den Ağva’ya uzanırken yılları devirmiş köy evleri, masal gibi manzaraları geride bırakıyorum. Yol üzerinde bir aile işletmesi olan Akkaya Çiftliği’ni görünce ister istemez mola zamanı geliyor. Yemyeşil bir doğanın ortasında atlar, ördekler, tavuklar ve bunların çevrelediği masalar. Akkaya Çiftliği günün her öğününde temiz hava, bol gıda sunan bir kır restoranı.

Akkaya Çiftliği

Robinson Beach

Göksu
Robin's Nest Otel

Mints Otel


Kilimli Koyu

Ağva yolunda karşıma birçok plaj çıkıyor. Robinson Beach’in aydınlık, ışıl ışıl manzarasına bırakıyorum kendimi. Çiftlikler, plajlar derken iki dere ve bir denizin çevrelediği Ağva doğanın sihirli değneğinin yarattığı mucizeye dalıp gidiyorum. Göksu ve Yeşilçay Ağva’nın yaşam kaynağı. Göksu deresi Ağva’ya gelenlerin gözlerini kamaştıran bir cazibe merkezi. Zümrüt yeşili ağaçlar arasında sıralanan ahşap otelleriyle konaklamak için Şile’nin vazgeçilmez alanlarından. Göksu’da kanoyla gezinti yapmak, bir yakadan diğerine tekneyle geçmek, deniz bisikleti kiralayıp denize kadar inebilirsiniz.  Göksu Deresi kıyısında Robin’s Nest Otel’in tabiatın uzantısı gibi görünen restoranında ya da Mints Otel’in sakin havasında doğanın sesini dinleyebilirsiniz. Göksu kıyısı vakur tavrıyla gezginleri bırakmak istemese de Ağva’yı keşfetmek için sadece bir başlangıç.  Ağva’da deniz başka güzel, Yeşilçay’ın kıyı boyu bambaşka güzel. Hele fırsatınız varsa rotayı Ağva’nın az bilinen koylarından Kilimli’ye çevirmekte fayda var.  Farklı formlardaki kayalar arasında nazlanan Karadeniz ve sahildeki beyaz kumuyla Kilimli Koyu gerçekten saklı bir cennet.

Sözün dokumaya dökülmesi: Şile Bezi

Şile’de maharetli ellerin emeğiyle ortaya çıkıp, şöhreti dünyaya yayılan bir marka var “Şile Bezi”.  Buralara kadar gelmişken gerçek Şile Bezi’nin izini sürmemek olmaz.   Zamanımızda gerçek Şile bezine ulaşmak oldukça güç. Ama Şile’de geleneksel yöntemleri takip ederek, eski dokuma tezgahlarıyla Şile bezi üretimini sürdüren yerler de yok değil. Yerel birkaç atölyeyle birlikte geleneksel metotlarla üretimi sürdüren yerlerin başında Şile Belediyesi Şile Bezi El Sanatları Merkezi geliyor. Şile bezi, bez ayağı tekniğiyle dokunan bürümcük dokumadır. Bürümcük dokumada iplikler büküm oranına göre boyut kazanır. Böylece hem dokuma kendi doğal desenini oluşturur, hem de buruşuk yapısı nedeniyle vücuda yapışmadığı için ısı yalıtımı sağlar. Upuzun ve emek isteyen bir süreç Şile bezinin yaşamla buluşması. En kaliteli ham pamuktan iplerin bakır kazanlarda su ve un karışımında kaynamasıyla başlayan üretim, dokuma çözgüsünün hazırlanması, ipliğin usta ellerle dokunmasıyla bile sonlanmıyor.  Dokunan Şile bezleri Karadeniz’in tuzlu sularında yıkanıp Şile sahillerinde kurutuluyor. Nihayetinde Şileli kadınların ruhundan taşan biçimleri yansıttıkları nakışlarla süsleniyor Şile bezi. Ve sonunda saf Şileli bir kimlikle çıkıyor karşımıza, kendi hikayesi, kendi karakteriyle giriyor hayatımıza.

Şile Belediyesi Şile Bezi El Sanatları Merkezi
Şile Belediyesi Şile Bezi El Sanatları Merkezi

Tamamen doğal yöntemlerle üretilen Şile bezi, her türlü kimyasaldan uzak, katışıksız bir ürün. Şairlere ilham vermiş bu özgün dokuma dünyanın dört bir köşesine ihraç edilmekte. Şile bezi yerli ve yabancı moda tasarımcılarının da ilgisini çekmiş bir ürün. Son yıllarda Şile bezi rahatlığı ve doğallığıyla modaya yön veren organizasyonlarda yerini aldı. Şile bezini daha geniş kitlelere tanıtmak amacıyla Şile’de her yıl düzenlenen bir organizasyon var: Uluslar arası Şile Bezi Kültür ve Sanat Festivali.  Şile bezi adına yapılan bu festival sayesinde yerli yabancı birçok el sanatı ustası bir araya gelip ürünlerini sergiliyor. Farklı kültürlerin yerel sanatlarını birinci ağızdan izleme imkanı sunan festival her geçen sene daha büyük coşkuyla kutlanıyor. Bu yıl 8-14 Ağustos tarihlerinde yapılacak festival, yine dünyanın değişik köşelerinde geleneksel sanatlarını sürdüren sanatçıları ağırlayacak. Organizasyon süresince bazı ürünlerin yapım aşamasını görmek veya üretim süreciyle ilgili bilgi almak mümkün olacak. Üstelik çeşitli stantlarla satışa sunulacak el emeği ürünler festival ziyaretçilerine farklı bir alışveriş deneyimi yaşatacak.   Festival zamanı gidemeseniz de Şile’de başta Üsküdar Caddesi olmak üzere hemen her yerde Şile bezi ürünler satan butiklerden Şile anılarınızı hep canlı kılacak Şile bezinden dokunmuş giysiler, çantalar, şallar alabilirsiniz. 

Yeryüzü Pazarı: Katıksız ve doğal

Yemyeşil ormanların, verimli toprakların, tertemiz havanın egemenliğinde bir kasaba Şile. Köylüler hep hummalı çalışmalar içinde. Şile insanının özverili üretim faaliyeti Şile toprağının bereketiyle harmanlanınca ortaya çıkan ürünler harika fikirleri esinlemiş. Bir yıldır Cuma ve Pazar günleri Şile’de Yeryüzü Pazarı kuruluyor. Yeryüzü Pazarı sağlıklı beslenmenin kaynağı. Yeryüzü Pazarı ilk olarak İtalya’da ortaya çıkmış. Oluşumun dünyada bilinen adı Slow Food.  Şöyle bir Pazar düşünün, aracı olmadan köylü kendi ürettiği ürünü satıyor, tezgahtaki ürünler 40 kilometrelik alan içinde yetiştiriliyor, üretim için ata tohumu ve geleneksel yöntemler kullanılıyor, taze ve doğal ürünler pazarın bütün tezgahlarında arzı endam ediyor.  İstanbul’un bu kadar yakınında inanılmaz görünse de Şile Yeryüzü Pazarı bir yıldır bütün ziyaretçilerini bu ve daha bunun gibi birçok sağlıklı kriteri sağlayan ürünlerle besliyor.  “Organik” etiketini gördüğümüz ürünlerde bile şüpheye düştüğümüz şu günlerde Yeryüzü Pazarı’nın sürekli uluslararası ölçekte denetlendiğini de belirtmek isterim. Bu tamamen doğal pazarın tezgahlarında her türlü sebze meyvenin yanında reçel, yoğurt, süt, yumurta, sirke,  mısır unu, peynir, ekmek, tereyağı, Şile bezi gibi ürünlere de yer veriliyor. Yine de pazarın en gözde ürünleri Şile’de yetişen ve dünyanın en ünlü mantarlarıyla aynı kulvarda gösterilen mantarı ve dillere destan kestane balı.  Üstüne tereyağını yapan, yoğurdu mayalayan, soğanı yetiştiren çiftçilerle sohbet etme imkanı. Yabancı hissettirmeyen ve huzurlu bir alışveriş ortamı Yeryüzü Pazarı. Haftanın iki günü Şile’ye uğramak için de tatlı bir bahane.

 

Öneriler, Püf Noktaları


Yılın her mevsimi davetkar bir kasaba Şile. Kimileri kar altındayken seviyor Şile’yi kimileri doğanın yeniden canlandığı ilkbaharda. Hele yaz gelmişse koylarıyla, plajlarıyla tatil merkezine dönüşen kasaba, sonbaharda mantar turları nedeniyle ilgi odağı. Şile’de yetişen mantar türleri oldukça kaliteli bu nedenle talep mantar mevsiminde konunun meraklıları Şile’ye akın ediyor. Gerek deniz gerek doğa turizmini aynı anda sunabilen Şile’de her bütçeye uygun konaklama alternatifi bulunuyor. Yasemin Suit, Tümay Pansiyon/Apart  Şile merkezinden uzaklaşmadan keyifle kalınabilecek mekanlardan.