7 Ekim 2026 Çarşamba

Petrol Bakü'den İtibar Nobel'den

 Her şey geçen baharda Azerbaycan Güzel Sanatlar Müzesi ile geçmişe uzanan bir diyalogla başladı. Çok kısa sürede Bakü'ye gitmem gerektiği ortaya çıktı ve başka bir sürü iş bu seyahate eklemlendi. Aklımın ücralarından  bile geçmezken kendimi Azerbaycan Airlines koltuğunda buldum. Heydar Aliyev Havaalanı'ndan itibaren Bakü'ye vuruldum. Bizimki (Bakü ile bendeniz) geç kalmış, hiç hesapta olmayan, hayali bile kurulmamış bir aşkmış meğerse.  Şehirde bir Türk olarak muazzam bir itibar görmek, yemekler, caddeler, manzaralar, müzeler hepsi hepsi beni kalbimden vurdu. Hiç mi menfi bir şey olmadı derseniz, çok turistik restoranları tercih etmeyin, gerek yok derim o derece. Bakü'yü dip köşe başka bir yazıda anlatmak gayesindeyim, şimdilik övgülerimi dizginleyip petrole döneyim. 

Branobel'in 25. yıl kutlamaları için yapılmış afiş. Üzerinde Bakü'deki Ateş Tapınağı canlandırılmış. 


Bakü'den dönüşte, şehirle ilgili uzun bir yazı (dizisi hatta) kaleme almam gerekti. Doğam gereği detay benim DNA'mın bir parçası olduğundan şehrin tarihinde fazla derinleştim. Bu esnada petrolün daha doğrusu Bakü petrolünün dünyanın bazı kuşe kağıtlı, allı pullu, entelektüel algısı zirve yapan etkinliklerin temel kaynağı olduğunu öğrendim. 

Masalı biraz başa saralım ne de olsa Kaf Dağı'nın oralara gidiyoruz. Milyonlarca milyonlarca yıl evvel, Kafkasya jeolojisi petrolü bağrında taşımaya başlamış. Hatta bu rezerv o kadar yeryüzüne yakınmış ki kendiliğinden topraktan sızıp kendini gösterirmiş. Bu konu antik çağdan itibaren eli kalem tutan bazı meraklıların notlarında yer almış. Gelgelelim Bakü petrolünün hikayesi sadece jeolojinin jestleriyle açıklanamaz. Onu ilginç kılan unsur, yeraltından çıkan bu siyah sıvının dünyanın kültürel ve entelektüel tarihine de sızmış olmasıdır.

Bakü petrolü uzun yıllar devlet tarafından kiraya veriliyordu. Kuyular kısa süreli kiralanıyor, yatırımcılar uzun vadeli planlardan uzak duruyor ve teknoloji hep geride kalıyordu. 1872'de Çarlık rejimi bu gidişatın beklenen karı asla getirmeyeceğini fark etti. Mesele kapsamlı bir özelleştirme hamlesine dönüştü. Bakü'nün kuyuları açık arttırmaya çıkarıldı. Kısa sürede dünyanın en büyük sermaye avcıları Hazar kıyısında toplandı. Nobel Kardeşler, Rothschildler ve daha niceleri, Abşeron'un kara altınına hücuma geçtiler. Petrol son hızla yeryüzüne çıkarken, Azerbaycan'ın yeraltı zenginlikleri de aynı sürratle sınır dışına akıyordu. 

Çarlık, vergi gelirlerini arttırmak ve imparatorluğun enerji ihtiyacını çözmenin yolunu Bakü'de bulmuştu. 1872'yi takip eden 10 yıl içinde birkaç yüzbin ton ile sınırlı olan üretim milyonlarca tona çıktı. Rusya, Amerika petrol piyasası ile rekabette ben de varım demeyi başarabilmişti.  Zira 1840'lardan itibaren imparatorluk başkentinin gazyağı bile Amerika'dan getiriliyordu, bu durum itibar açısından bir felaketti. Takvimler 1901'i imlediğinde "Rus petrol endüstrisi", ham petrol üretiminde Birleşik Devletleri nakavt edip, dünya piyasası liderliğini ele geçirdi. 

Bakü'de petrol kuyuları açık arttırma ile hızla el değiştiriyor, petrol kuyularının sayısı her geçen gün daha da artıyordu. Dünyanın her yerinden akın akın gelen iş adamlarından biri de Robert Nobel'di. Başlangıçta Abşeron Yarımadası'na Rus ordusuna tüfek dipçiği yapabilmek için kereste bulmak üzere araştırmalar yapan Bay Nobel'in burnu kısa sürede petrol kokusunu aldı. Ailenin beyni olan Ludvig Nobel'i bu işe girişmek üzere ikna etti. Mühendis olan Ludvig, Robert'in gösterdiği işaretleri takip ederek çabucak bir rafinerinin sahibi oldu. İşe bağlamaları alelacele olsa da kuyulardan depolara, boru hatlarından dağıtıma uzanan bir sistemi tek elde toplamayı başardılar. Bu tekelleşme, günümüzde dünyanın büyük enerji şirketlerinin çalışma modeli olan dikey entegrasyonun erken örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. 

Balahan/ Nobel Biraderlerin petrol kuyuları


Bakü petrolünün en önemli sorunu üretimden ziyade nakliye olduğundan Nobeller bu soruna el atıyor. Ahşap fıçılarla taşınan petrolden yeterince para kazanılamayacağı ayan beyan ortaya çıktığından dünyanın ilk çelik gövdeli tankeri İsveç'te inşa ediliyor. Hazar denizi ile uyumlu olan bu tankere Zoroaster adı veriliyor. Ateş ülkesine yakışan bir isim, bu değilse nedir? Zira Zoroaster,  Zerdüşt demek. Zerdüşt'ü, Spinoza ve Darwin gibi tankerler takip ediyor. Böylece Azerbaycan petrolü hem nitelik, hem de nicelik olarak entelektüel zenginliğin şifresi haline geliyor. İsimleriyle felsefe tarihine nazire yapan bu tanker filosu ve bağlantılı demir yolu hatlarıyla petrol taşımacılık maliyetini tam yedi kat düşürmeyi başarıyor. 

Zoroaster


Branobel Şirketi büyüyor, büyüyor, koskocaman oluyor. XIX. yüzyılın sonunda şirket Standart Oil'in en büyük rakibi haline geliyor. Standart Oil'i anımsayamayanlara dipnot, hafızalarda "Rockefeller" adı ile yer tutuyorlar. Nobeller'in Lale Devri, Rus İmparatorluğu'nun Bolşeviklerce darma duman edilmesiyle sekteye uğruyor. 1920'de Kızıl Ordu, Polyuşka Polye'yi söyleyerek Bakü'ye girip, Branobel'in petrol kuyularınadan filozof gemilerine kadar her şeyi bir gecede kamulaştırıyor. 

Nobeller sahte pasaportlarla zorlu yollardan İsveç'e kaçmayı başardı. Ancak çok akıllıca bir hamle yaptılar. Standart Oil, müthiş bir öngörüsüzlükle Bolşeviklerin iktidarı kısa sürede terk edeceklerini düşünüyordu. 1920 temmuzunda Nobellerle masaya oturup, ailenin fiilen elinde olmayan hisselerin yarısına 11.5 milyon dolar ödediler. Nobeller zararı kara çeviririken Rockefeller tarihi bir zarara imza atıyordu. Zira Sovyetlerin daha çok yolu vardı. 

Alfred Nobel


Gelelim masalımızın dinamitçisi ve esas çocuğu Alfred Nobel'e...Branobel'in sessiz fakat en büyük hissedarı olduğunu unutmadan başlayalım Alfred'i anlatmaya. Alfred Nobel 1896'da öldüğünde şu anda çok ünlü olan bir vasiyetname bıraktı. Vasiyetname açıktı, insanlığa hizmet eden bir vakıf kurulmasını istiyor ve bunun için de 31 milyon İsveç kronu bırakıyordu. Bu meblağ, Branobel'in hisselerinin neredeyse %20'sinin nakte çevrilmesiyle temin edildi. Afred Nobel'in yeğeni Emanuel, yasalarla ve mahkemelerle uzun süre uğraşarak bu parayı Nobel Vakfı'na devretmeyi başardı. Böylece bugün fizik, kimya, edebiyat, tıp ve barış alanında verilen ödüllerin temel sermayesi Bakü petrolünden gelen para ile temin edildi.
Ödül konusundaysa şöyle bir parantez açmak gerekir. Ludwig, Alfred'in vasiyetinden yıllar yıllar önce öldüğünde, Branobel şirketi petrol alanındaki yeni teknikleri teşvik etmek için Ludwig adına bir ödül sistemi geliştirmişti. Tarihi kaynaklar Alfred'in bu ödül sistemini oluştururken ağabeyi adına verilen ödüllerden ilham aldığına kesinlikle emindir. 
 Günümüzde Nobel Ödülleri’nin prestijini, siyasi tavrını ve hakkaniyetini bir kenara bırakırsak, geriye büyük bir boşluk kalıyor. Nobel adı anıldığında İsveç’ten Stockholm’e, Alfred Nobel’den dinamite uzanan geniş bir repertuar açılıyor önümüzde. Bakü’nün adı ise bu itibarlı hikâyenin dipnotlarına bile güçlükle giriyor, çoğu zaman girmiyor bile. Nobeller, Bakü'ye geldiğinde petrolle birlikte  ucuz iş gücü buldular. Kuyularda çalışanların önemli bir bölümü, geçim arayışıyla bölgeye gelen Müslüman işçilerdi. Aralarında Azerbaycan Türkleri, İran’dan gelen Azerbaycanlılar ve başka topluluklar bulunuyordu. Şirketin iş dağılımında bu insanlar daha çok düşük ücretli, vasıfsız ve yarı vasıflı işlerde yoğunlaşırken, teknik uzmanlık ve yönetim basamaklarında başka bir nüfus ağırlık kazanıyordu. Ruslar işe alımda tercih ediliyor, üst yönetim görevleri çoğunlukla İsveçli uzmanlara ayrılıyordu. Petrol herkesi aynı ölçüde zenginleştirmiyor; aynı kuyunun çevresinde çalışanların istikballeri, oldukça farklı güzergâhlara yöneliyordu.Nobeller’in diğer petrol patronlarına kıyasla çalışanlarına daha iyi koşullar sağladığını da teslim etmek gerekir. Ludvig çalışma saatlerini azaltmış, hastaneler ve eczaneler açmış, barınma olanaklarını geliştirmişti. Ancak şirketin bu sosyal tedbirleri, işlerin ve kazancın dağılımındaki eşitsizliği ortadan kaldırmıyordu. Kâğıt üzerinde eşit ücret ilkesi benimsenmiş olsa da personel kayıtları uygulamanın her zaman bu ilkeye uymadığını gösteriyor.
Bir de petrolün şehirde bıraktıkları vardı. Bakü’nün sanayi bölgesi laf olsun Kara Şehir diye anılmıyordu. Şehir gerçekten havasıyla, suyuyla, binalarıyla karaydı. Rafineriler, petrol atıkları ve ağır kirlilik, servetin üretildiği çevrenin gündelik koşullarıydı. 1906’da işçi evlerini ziyaret eden İsveçli mühendis Gunnar Dahlgren’in anlattığı yoksulluk, şirketin büyüme rakamları kadar parlak görünmüyor. Aynı Bakü’de, Avrupalı yönetici ve uzmanlar için kurulan Villa Petrolea ise bahçeleri ve konutlarıyla ayrı bir hayat sunuyordu. Petrolün kazancı ile külfeti arasında, şehir ölçeğinde görülebilen bir mesafe vardı. 
Dolayısıyla bu hikâyenin bilançosuna yalnızca rafinerileri, boru hatlarını ve mühendislik başarılarını yazmak eksik kalıyor. Bakü’nün toprağından çıkarılan petrolün yanında, o toprağın uğradığı tahribatı ve üzerinde çalışan insanların emeğini de kaydetmek gerekiyor. Bunların şirket tarihindeki yeriyle Nobel adının etrafında oluşan kültürel itibardaki yeri birbirine pek benzemiyor. Bir tarafta çalışma koşulları ve kirlenmiş bir sanayi çevresi, öte tarafta bilim, edebiyat ve barış adına kurulmuş, dünya çapında bir saygınlık bulunuyor.
Nobel denildiğinde Alfred’i, dinamiti, İsveç’i ve Stockholm’ü hatırlıyoruz. Bu servetin oluşumuna katılan işçilerin emeği ise aynı anlatıda kendine pek yer bulamıyor. Bunu bir haksızlık olarak görüyorum. Bütün Nobel servetini Bakü’ye mal etmek için değil; servetin kaynaklarından birini, bedeli ve insanlarıyla birlikte anmak gerektiği için. Girişimcinin adı tarihe büyük harflerle yazılırken, petrolü çıkaranların “iş gücü” başlığı altında toplanması, ekonomik bir alışkanlık olabilir. Kültürel tarihin de aynı muhasebeyi sürdürmesi ise ayrıca düşündürücü.
Abşeron’un kara altını sınırları aşmış, insanlığa hizmet eden bir mirasın sermayesine katılmıştı. Bakü’nün bu mirastaki payı da petrolü kadar rahat dolaşabilseydi, hikâye biraz daha hakkaniyetli olurdu. Fakat kuşe kâğıtta petrol lekesine yer yok!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder