Vesper martininiz hazırsa kadehleri tokuşturma zamanı, zira MI6'in yakışıklı ajanı Ekim'de 60. yaşına girdi. Fakat her dem tazelenmeyi başardığı için yaşını tabi ki hiç göstermiyor. Ian Fleming'in roman serisinden ilk uyarlanan film Dr. No, 5 Ekim 1962'de İngiltere'de gösterime girdi ve olaylar gelişti. Karizması asla çizilemeyen James Bond sinemada birbirinden hoş, hadi itiraf edelim bazıları fazlasıyla dayanılmaz aktörlerce canlandırıldı. Öte yandan yaşı yetmese de birçok Bond fanı için tek gerçek 007 Sean Connery olarak kaldı. Gerçek şu ki ben onlardan değilim, benim jenerasyonum için Bond kaçınılmaz biçimde Rus görünümlü İngiliz Daniel Craig. Hem de No Die No Time'ın galasında giydiği fuşya smokine rağmen. Bu meyanda geçmiş Bondlar'ın kendisinin boyu bosu ve aksiyon sahneleri için yaptığı kırıcı eleştirilere de pek aldırmadığımı fark ettiğinizi ummaktayım.
Sean Connery etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sean Connery etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Kasım 2022 Cuma
Bond'un 60. Yaşını Film İzleyerek Kutluyoruz!
Bond öyle bir fenomen ki kendisini canlandıran bütün aktörleri zirveye taşıdı ve hatta birbirine de düşman etti. Yaşlanıp, emekliliği gelen Bondlar tahtı genç bir 007'ye bırakma fikrine biraz bozuluyordu geçmiş yıllarda sanırım. Çalkalanmış fakat karıştırılmamış martinisi, dağları devirip kendisine zeval gelmeyen Aston Martin'i, Baretta 418'in soğukluğuna tezat olarak sergilediği sıcaklığı, sanattan spora olağanüstü entelektüel birikimi, bütün kadınları ve hatta bazen erkekleri de yoldan çıkaran cazibesiyle bütün zamanlar boyunca erkek izleyicinin en çok kendiyle özdeşleştirdiği karakterlerden birinden söz ediyoruz. Onu canlandıran aktörlerin de favorisi olması kaçınılmaz tabii ki. Ama biliyorsunuz ki hayatta her şeyin bir bedeli olduğu gibi Bond olmanın da bir bedeli var. Şan, şöhret, para, pul tamam da zaman değişti, tabi Bond da değişti. Sosyal medyanın gözü önünde sınırları çizilmiş bir yaşam tarzı ve ölçüleri belirlenmiş fiziğiyle göz doldurması şart kraliçenin ( ağzımız alışmasa da kralın )hizmetkarı ajanın. Sponsorluk bağlantıları ve göz önünde yaşam sorunsalını en ciddi yaşayan da kuşkusuz Daniel Craig oldu. Kendisine yapılan bütün "devam et" baskısına rağmen artık Bond olmaktan emekliliğini istedi. Emekli Bondlar'ın, Bond olarak kalma mücadelesini akıntının tersine kürek çekerek tamamladı. Birçok Bond hayranı yıkılsa da aşk için ölerek, 007'nin de duyguları olabilme ihtimalini hatırlatarak izleyiciye veda etti.
Eh biraz başa dönüp, maziye bir bakıvermenin zamanıdır. En başta dediğim gibi ilk Bond Sean Connery'di ve bu rol için peruk bile takmayı kabul etmişti. Hatta bir süre sonra derin bir soluk alarak 007'yi bir kenara atma cesareti gösterebildi. Yapımcılar anında yeni bir aktör buldu hem de bir berberde. Yapımcı Albert R. Broccoli berberde yan koltuğunda oturan George Lazenby'nin karizmasını MI6'e girmek için yeterli buldu ve onu bir deneme çekimine davet etti. Hepi topu bir çikolata reklamında oynayan genç aktör için muazzam bir kariyer planı olmalı. Ben olsam kalbim Broccoli'nin elinde kalırdı. Böylece havalı bir manken olan Lazenby 1969'da Bond'u canlandıran ikinci aktör olarak kayıtlara geçti. Kraliçenin Hizmetinde adını taşıyan film büyük övgüyle karşılandı. Ne var ki Lazenby konusunda yırtıcı sinema çevresi ikiye bölünmüştü. Negatif grup replikleri telaffuzuna ve hareketlerine kadar oyuncuyu eleştiriyordu; alt tarfı smokinin yakıştığı, yakışıklı bir herifti işte!
Fakat yapımcılar ve izleyici memnundu İkinci filmi için müzakereler başladı. Ama o da ne Lazenby kendi istediği gibi bir Bond kurgulamak istiyordu. Klişelerden ve klasik beklentilerden uzak, özgün bir Bond olmaz mıydı? Bu isyankar düşünceler şiddetle reddedilince taze aktör Lazenby resti çekti ve bundan sonraki kariyeri hep sancılı devam etti. Reddedilmeyi kabullenemeyen yapımcılar onun kibirli ve set ekibiyle uzlaşmaz olduğunu, dahası Bond'un devam filmlerinde oynamak için yalvardığını söylemekten geri durmadılar. İlerleyen yıllarda Sean Connery, Lazenby'nin kibirli falan olmadığını tam aksi Broccoli'nin karanlık karakterli olduğunu söyleyecekti.
Bu biyografik ve bir miktar magazinel detayların ardından beyaz perdenin üçüncü Bond'una dönecek olursak Roger Moore'u görürüz. Albert R. Broccoli 1972'de sağlam bir kariyeri ve tanınmış bir yüzü olan Moore'a 007 olmasını teklif etti. Rolü alabilmesi için kilo vermesi ve saçlarını kestirmesi gerekiyordu ki bu Moore'un biraz kalbini kırmıştı. Ancak Bond olmak milyonlar kazanmaktı ve bu ufacık kalp kırıklığını bir nebze olsun hafifletebilirdi. Böylece kendisi 12 yıl boyunca 7 Bond filminde oynadı. Bond'a hayat veren en yaşlı aktör olmayı da bu sürede başarmış oluyordu. Son filmi çekip, artık MI6'ten emekli olduğunu açıkladığında 58 yaşındaydı. Moore için yaratılmış Bond 70'ler ruhuna hitap eden bir hava taşıyordu. Küstah ve mizahi yönü kuvvetli olan bir playboy olması yetmezmiş gibi her durumda kendini kurtaracak bir aparata sahipti. Birçok izleyici karakterdeki revizyonun Moore'un yorumu ve kişiliğinin yansıması olduğunu sanmıştı. Oysa durum senaryonun istediğinden fazlası değildi.
Yeni Bond, daha önce el altından teklif yapılan Timothy Dalton oldu. Aslında yapımcıların artık Dalton için yeterli hevesi kalmamıştı ama Pierce Brosnan çok meşguldü. 1987 yapımı Gün Işığında Süikast ile Dalton ilk kez Bond olarak perdede yerini aldı. Bu film Moore'lu son iki filmden daha çok gişe hasılatı elde etti. 1989'da Öldürme Yetkisi'yle Dalton ikinci kez Bond olarak kameraların karşısına geçti. Fakat film lisanslama sorunları ve gişede çakıştığı Cehennem Silahı II, Hayalet Avcıları II, Indiana Jones (oo ilk Bond'da buradaymış), Batman gibi filmler nedeniyle beklenen etkiyi yaratamadı. Yine de gişede battı diyemeyiz sadece bomba gibi patlamadı o kadar. Dalton'ın Bond yorumu oldukça ciddi bulundu. Yönetmen bile eline silah alınca ciddi bir katile dönüşme potansiyeli olduğunun altını çizdi. Moore'un mizahi tipi yerini ciddi bir casusa bırakmıştı. İzleyiciler Bond'un değişen mizacından oldukça mutluydu. 3. film için anlaşması olmasına rağmen Dalton yasal sorunlar nedeniyle bir daha Bond olamadı. Bazı dijital mecralarda öldüğü için Bond olamadı yazsa da aldırmayın Dalton yaşıyor ve sağlıklı.
Bütün bunların ardından 1990'ların Bond'u Pierce Brosnan olarak ilan edildi 2002'i ye kadar 4 fillmde rol aldı. Bu arada eleştiriler "Bond'un eski masumiyetini yitirdiği" konusunda birleşti. Yine de filmler izleyiciyi yakalamayı başardı. Tam Brosnan 5. filmde oynamak için istekli olduğunu açıkladığı sırada, yaşı hakkında spekülasyonlar başladı. 2003'te aktör 50. yaşını kutlamaktaydı ve Bond'un artık eskisinden çok daha hareketli sahnelerde yer almasını bekleyen bir izleyici yetişmişti(Galiba bu biziz). Brosnan'ın hevesi 2005 Ekim'inde kursağında bırakıldı. Yeni aktörün açıklanış biçimi öncekilerden farklıydı. Brosnan düpedüz kovulmuştu. O da bunu her fırsatta doğruladı ve kalbinin kırıldığını yinelemekten çekinmedi.
Bu yazının yazıldığı anlarda halen en yeni Bond uvnanını elinde bulunduran Daniel Craig'in 007 olması fiziksel özellikleri nedeniyle tartışma yaratmıştı. Bariz biçimde sarışın ve 1.78 uzunluğunda bir Bond, izleyiciyi biraz hayal kırıklığına sevk etmişti. Mevzu o kadar büyüdü ki Craig'in oynayacağı filmin boykot edilmesi için kampanyalar bile yapıldı. Bu noktada imdada yine herkesin en kıymetlisi, en kıdemli James Bond olarak Sean Connery devreye girer ve Craig'in rolün altından başarıyla kalkacağını, fiziksel görünümünün de 007 karizmasıyla örtüştüğünü vurgulamaktan çekinmedi.
Craig'in oynadığı Casino Royal 2006'da o zamana dek en çok hasılat yapan Bond filmi unvanını alınca sarışın Bond için rüzgar tersine döndü. Performansı çoşkuyla alkışlandı. 007 olarak perdede göründüğü üçüncü film Skyfall bütün zamanların en hasılatlı Bond'u oldu. Skyfall'ın gişesi bütün filmler arasında da kendisini 28. sıraya oturtmuştur.
Craig 2012'deki Yaz Olimpiyatları açılış töreninde Kraliçe Elizabeth'e eşlik eden çekici ajan olarak film dışında da Bond'luk kariyerine devam etti. Aktör serinin şimdilik son filmi olan Ölmek İçin Zaman Yok ile Eylül 2021'de 5. ve son kez Bond karakteriyle beyaz camı aydınlattı. Amma da abarttın demeyin benim jenerasyonumun aklına Bond deyince Craig'in gelmesi kadar olağan bir şey yok. Benim en ayıla bayıla izlediğim Bond filmi yukarıda linkini bulacağınız, yazmalara doyamadığım Skyfall. Gelgelelim No Time No Die'da aşk için ölen James Bond teması, Sassi di Matera'nın ürpertici güzelliği ve tabi ki açılışta yüreğime tam isabet alan oku atmasıyla Dalida'nın sesinden Dans La Ville Endormie adlı şarkıyla beni benden almayı başardı doğrusu.
Daniel Craig'in MI6 kariyeri bittiğinden 007'nin kim olacağı tahminleri ortalığı kasıp kavuruyor. Kadın mı olacak, siyahi mi derken, Bond'un yaş günü kutlamaları dünyayı sardı sarmaladı. Açıkçası hem biz, hem dünya kutlayacak bir şeyler de arıyoruz belki bir taraftan. İşte bu kutlamaların bir ayağında artık birer kült haline gelmiş filmler gösterildi, Christies gibi müzayede şirketleri bu kutsal tarihin anısına açık arttırmalar düzenledi. Gelirler de yardım kuruluşlarına aktarıldı. Bir açıdan aşk için ölen son Bond cenneti garantilemiş oldu böylece.
Tabii ki birilerinin de Türkiye'deki 007 fanlarını kollaması gerekiyordu ki beklenen hamle Beykoz Kundura'dan geldi. Beykoz Kundura da Türkiye'deki Bondçuları düşünerek , o muhteşem sinemasında birkaç seans Bond gösterdi. 📍60'lar Bond'u Sean Connorey , ben onun serisinden From Russia With Love'ı severim. Hem konu güzeldir hem de Rus taklidi yapsa da muazzam güzelliğiyle herkese kafa tutan Istanbul 'u izlemek gibisi yoktur. Hal böyleyken ben bu defa From Russia With Love'in devam filmi olan Goldfinger 'ı izledim Beykoz'da.
Takvimim ona uygundu. Bond'u bizim jenerasyonumuzun Bond'una göre daha az aksiyonlu bulduk tabi bir kere daha, ve daha az çekici.
Alp manzaraları falan fazlasıyla güzeldi. İnsan TV'de bazı detayları göremiyor normal olarak.
Senaryoda bir devamlılık sorunu da vardı. Klasikler yine de güzeldir. İlla ki her şeyi kendi çağının ruhuyla değerlendirmek gerekir.
Diğer yandan 60'larda çekilen filmin günümüz imkanlarıyla aşık atmasını beklemiyorum. Sadece aynı donemdeki Türk filmlerinin çağımızdan bakınca tu kaka bulunması da doğru gelmiyor bana. Yeniden Kundura'nın petrol yeşili kadife salonuna dönersek, Shirley Bassey'nin sesiyle film kapandı biz de Bond'un 60. yaşını kutlamaya Kundura'nın restoranına geçiş yaptık Biz derken tüm sinema salonu.
Bütün Bondlar için kırmızının en kadehte güzel duranını kaldırdık. Vesper Martini en çok 007'ye yakışıyor, farkındayız yani.
Son bir ekleme Beykoz Kundura'da bira içerek film izlenebiliyor. Restoranda servis mükemmel, şaraplar buz gibi fakat yemeklerin biraz daha lezzetli olmasını beklerdim. Aralık ayına kadar Bond gösterimleri devam edecek. Bence kaçırmayın, klasikleri sinemada izlemek gibisi yok. Hele de Kundura'nın nostaljik havasında yapraklar dökülmüşken...
İyi ki doğdun Bond!
Nice 60 yaşlara...
Bu dileği gerçekleştirebileceğine hiç şüphem yok!
Not: 2025'ten güncelleme, restoranın eski performansı yok.
11 Ocak 2013 Cuma
Skyfall, William Turner ve Yeşilçam
MI6’ in en ünlü ajanı geçtiğimiz yıl
hünerlerini sergilemek üzere 3. defa Türkiye’ye geldi. James Bond’un ülkemize
ilk ziyareti sırasında takvimler 1963’ü gösteriyordu. “From Russia With Love”*
isimli
filmde Sean Connery, gelecekte gelmiş geçmiş en iyi James Bond olarak
anılacağını bilmeden kahramanlık becerilerini en üst düzeye taşıyordu.
İkinci
ziyaret Bond’ların yüz karası olarak anılan Pierce Brosnan tarafından “The
World Is Not Enough”** filmiyle 1999 yılında gerçekleşti.
Ve sonuncusu da
geçtiğimiz yıl “yürek yakan” İngiliz casusu, “buz gibi” bir tavırla canlandıran
Daniel Craig’li “Skfall” ile sinema tarihine kazındı.
Resim: http://www.beyondhollywood.com/bond-23-title-confirmed-as-skyfall-plot-details/
23. Bond filmi olan
Skyfall' un logosu.
İlk iki film için dönemin
yetkili makamlarının ve kamuoyunun
ne düşündüğü bilinmez ama
Skyfall için oldukça pembe hayaller kurulmuştu
Güzel ülkemiz, İngiliz
casusun ardında görününce, izleyicilerin gözünü perdeden ayıramayacağı
düşünülmüş olmalıydı.
Yoksa Tarihi Yarımada’nın
değerli kültür hazineleri, çökme tehlikesine rağmen ne diye atlamalı-patlamalı
bir filmin mekânı olabilirdi ki!
Sonuçta üzerine çöl tozu
çökmüş, kubbeli, denizi olmayan, Ortadoğu’da herhangi bir yere benzeyen bir
Türkiye perdede yer aldı.
Türkiye diyorum, çünkü
İstanbul, Adana ve Fethiye güzergâhında çekilen sahnelerde yer ismi belirtmeye
lüzum görülmemişti. Bunun sebebi İstanbul-Adana arasının trenle 10 dakika
olarak yansıtılması olabilir. Aradaki farkı sadece Türk izleyici anlayabileceği
için pek önemli bir ayrıntı da sayılmayabilir. Elbette bu neticede “Türkiye’yi
dosta düşmana tanıtalım” filmi de değil!
Resim: http://www.mitteleuropa.x10.mx/filmlocations_fromrussiawithlove.html
Sean Connery ve Daniela Bianchi Galata Köprüsü'nde /1963
Her şeye rağmen zihin,
1963’ün İstanbul’unda geçen From Russia With Love’da gösterilen tarihi dokusu,
zarif ve modern insanları ile göz dolduran İstanbul’u ister istemez anımsamadan
edemiyor.
Bu bağlamda sadece,
İstanbul, yabancı film ekibinin Oryantalist bakış açısına kurban gitmiştir
denilemiyor. 60’ların Türkiye’si ile günümüz Türkiye’si arasındaki “gelişme”
dışardan daha net fark edilebiliyor ne yazık ki…Dolayısıyla Arap tınılı bir
müzik, sarımtırak bir toz bulutu, içler acısı bir pazar yeri gibi yanıltıcı ayrıntılarla
olduğundan daha vahim sunulması da kimsenin umurunda olmayabiliyor!
Resim: http://007fanart.wordpress.com/2011/03/10/new-from-russia-with-love-poster/
James Bond ve
Yeşilçam…
Skyfall ile beraber 23 adet
James Bond filmi var.
007’yi oynamak her aktörün
hayali mi bilinmez ama Sean Connery’den sonra Bond’u canlandıran her aktöre
sinema tarihinde bir kulp takılmış durumda. Yine de benim aklıma James Bond
deyince Sean Connery yerine Sadri Alışık geliyor.
Yeşilçam severlerin
bildiği gibi 24. James Bond filmi 1967 yılında tamamı İstanbul’da ve Halit
Refiğ tarafından çekildi. Filmin adı “Kız Kolunda Damga var” ama bu sizi
yanıltmasın. Kızımız, yani Fatma Girik “Demir Çiçek” kod adlı bir casus;
kolundaki çiçek dövmesi de filme adını vermiş. James Bond’u Sadri Alışık
canlandırıyor; gayet şık, zeki ve baştan çıkarıcı. Diğer Bond’lardan bir farkı
olmadığı rahatça söylenebilir! Fatma Girik’se Batılı Bond kızlarından
daha şanslı. Batı versiyonlarında olduğu gibi ikincil konumda değil. Dişe diş
kana kan mücadele ediyor; hem güzel, hem seksapeli yüksek, hem de başarılı bir
casus. Komedi-macera türündeki film çağına göre gayet nitelikli.
Resim: http://www.film-merkezi.com/film-14701.html
Sadri Alışık filmde iki
farklı karakteri canlandırıyor.Nedense afişte Bond halini kullanmayı uygun bulmamışlar.
İlginç bir biçimde orijinal
Bond serisinin yapımcıları da George Lazenby’nin yarattığı hayal kırıklığından
sonra rolün hakkını verecek yeni bir 007 ararken Yeşilçam’a uğramış!
Tesadüfen İngiltere’de
montajı yapılan George Arkın*** filmine denk gelen bir yetkili aktörün diğer
filmlerini araştırmış ve aktörle bağlantıya geçmiş. Aktör davet üzerine
İngiltere’ye gitmiş.
3. James Bond olma meselesi
birden ciddiye binmişken aktörün Türk olduğu, adının da Cüneyt olduğu ortaya
çıkıvermiş. İngilizlerin davranışlarına yansıyan hayal kırıklığı Cüneyt
Arkın’ı da etkilemiş ve dil eğitimini bırakıp, Bond olmaktan da vazgeçip Yeşilçam’a
dönmüş.
Cüneyt Arkın ve
2. James Bond George Lazenby
Skyfall ve
değişen Bond…
Yeşilçam’dan Skyfall’a
dönecek olursak Daniel Craig, en çok eleştirilen Bond’lardan biri.
Oyunculuğundan ziyade soğuk tavrı ve fiziki özellikleriyle bazı sinema
eleştirmenleriyle birkaç emekli 007’nin tepkisini çekmiş durumda. Skyfall’da
kendisi 3. defa James Bond’u canlandırdı. Perdede değişen dünyaya ayak
uydurmuş ve daha ayakları yere basan bir Bond olmasına karşın bazı ilkelere
yine harfiyen uyulması gözden kaçmadı. 007’lerin genel özelliği olarak aktör
yine bir İngiliz’di.
Filmin kötü adamları dünyanın
her milletinden olabilirdi ama asla İngiliz olamazlardı; hatta MI6’te casus
olsalar bile İspanyol kanı taşımalarında bir sakınca yoktu. Takım elbise en çok
Bond’a yakışır (yakışmıştı gerçekten) ve en tehlikeli anlarda dahi kol
düğmeleri düzeltilebilirdi. Bir İngiliz casusu olarak vatan sevgisi her
şeyden önce gelirdi ve Bond her şeyi ülkesi için yapardı. Kadınlar Bond’u hep
baştan çıkarıcı bulurdu ve belki erkekler de! Bir de Hollandalı bira firmasının
milyonlarca dolarının hatırına artık kült haline gelen votka-martiniden biraya
geçilebilirdi; küresel ekonomik kriz diye bir gerçek vardı...
William
Turner ve James Bond…
Her ne kadar Türkiye
sahnelerinde bunu yansıtmamış olsa da James Bond her filmde olduğu gibi bu
filmde de kültürlü ve sanatseverdi. 007,Trafalgar Meydanı’ndan National
Gallery’e girerken yalnız ve sakindi. Batı sanatının birçok şaheserine ev
sahipliği yapan müzede İlerledi ilerledi ve şaşırtıcı olmayacak biçimde bir
İngiliz’in önünde durdu. Romantik Dönemi’n en ünlü İngiliz ressamı Joseph
Mallord William Turner
(775-1851)’ın kendisi kadar tanınmış eserlerinden biri
olan “Savaşçı Temeraire”**** aracılığıyla izleyiciye mesaj vermeyi tercih etti.
Joseph Mallord William
Turner/Savaşçı Temeraire/1838-39/ National Gallery/Londra
M. W. Turner'ın hayatına
kısaca bakacak olursak Bond ve Temeraire buluşmasının kıymetini daha iyi
anlayabiliriz. William Turner, sıradan bir berberin oğlu olarak Londra’da
dünyaya geldi. Ailevi problemleri nedeniyle düzenli bir eğitim alamasa da o
kadar yetenekliydi ki 14 yaşında Kraliyet Akademisi’ne girdiğinde bu durum
kimseyi şaşırtmamıştı. Sonraki yıllarda gözlem tutkusu ve mükemmel hafızası
yeteneğini besleyen en önemli kaynaklar oldu. Erken yaşlardan itibaren
aranan bir sanatçı haline geldi ve kısa sürede muazzam bir servet elde etti.
Işığı, gökyüzünü, atmosferik olayları betimlediği eserlerinde doğanın
yüceliğini vurguladı. Sanatçı, 19. yüzyılın en önemli ve öncü manzara ressamı
olarak kabul edilir. Başta İzlenimciler olmak üzere 20. yüzyılın birçok
yenilikçi sanat akımı için kilit bir isimdir. Turner’ı bu kadar önemli yapan
bir diğer husus, vasiyetidir. Sanatçı 100’den fazla başyapıtını ve onlarca
eskizini İngiliz halkına bırakmıştır.
“Savaşçı Temeraire” işte bu
müthiş ressamın İngiliz halkına bıraktığı başyapıtlarındandır. Temeraire,
Kraliyet Donanması’nın en görkemli günlerinin adeta yüzen bir anıtıdır. 21 Ekim
1805 tarihinde İngilizler, Trafalgar açıklarında İspanya ve Fransa kuvvetlerini
kayıpsız mağlup ederken; Temeraire, ünlü Amiral Horatio Nelson komutasındaki
filonun kahramanca mücadele eden gemilerinden biriydi. Turner, kahraman gemiyi
Thames Nehri üzerinde, sökülmek üzere bir römorkör tarafından tersaneye
sürüklenirken görmüş ve tam da bu anı tuvale aktarmıştı.
Resimde eskimiş,
teknolojiye yenilmiş, destansı günleri çoktan geride kalmış, artık sadece
anılarda yaşayacak bir gemi kederli bir sona doğru adım adım ilerliyor. Ufukta
altın renkleriyle güneş çoktan onu terk etmeye başlamış; karanlık sadece
gün dönümünü değil aynı zamanda Temeraire’in ebedi yok oluşunu da simgeliyor.
Tıpkı filmdeki yaşlanmış,
güçten düşmüş, kahramanlık günleri geride kalmış, gamlı gözlerle resmi izleyen
James Bond gibi…Savaşçı Temaraire, Bond’un içinde bulunduğu durum için o kadar
doğru bir metafor ki bunu kullanma fikrini ortaya atan her kimse ancak tebrik
edilebilir.
Son Söz…
Sırf perdede kocaman bir
Turner görmek için bile bu film izlenebilir. Ayrıca Türkiye’yi sunum
biçimine içerlemiş olsam da “Sezar’ın hakkı Sezar’a” Skyfall en iyi Bond
filmlerinden biri. Sean Connery’ciler bozulabilirler ama Daniel Craig başarılı
bir Bond kimliği ortaya koyuyor.
Meraklısına Not: Cüneyt Arkın’ın James Bond olma serüvenini, kendi ağzından bir röportajda
dinledim. Kız Kolunda Damga Var’ı klasik filmleri sevenlere
tavsiye etmek boynumun borcudur.
*“Rusya’dan Sevgilerle”
adıyla ülkemizde gösterilmiştir.
**“Dünya Yetmez” adıyla
ülkemizde gösterime girmiştir.
***Cüneyt Arkın filmleri yurt dışında gösterilirken, coğrafyasına göre aktöre Steve, George, Lee gibi isimler verilmiştir.
****Eserin tam adı: The Fighting “Temeraire” Tugget to Her Last Berth to Be Broken Up. Eser Türkçe yayınlarda
genellikle “Savaşçı Temeraire” adıyla
anılmaktadır.
Etiketler:
007,
Cüneyt Arkın,
Daniel Craig,
Fatma Girik,
İstanbul,
James Bond,
manzara,
müze,
romantizim,
Sadri Alışık,
Sanat Tarihi,
Sean Connery,
sinema,
Skyfall,
Temeraire,
William Turner
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






