Yalova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yalova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2019 Pazar

Tatil ve Şifa: Armutlu


Şehrin koşturmacasından uzak ama şehre bir soluk kadar yakın bir coğrafya. Aydınlık bir manzara, yakamozlarla süslü akşamlar, erişilmez günbatımları, deniz, kum, güneş, yeri geldiğinde şifalı sular, kaplıcalar, kür merkezleri. Huzurun, sağlıklı bir yaşamla tam yerinde buluştuğu, dört mevsim seyahatin keyifli rotası: Armutlu.


Efsanelerle yoğrulmuş topraklarımızda, Armutlu'nun da yazgısı bir efsaneyle başlıyor.  Anlatıya göre zamanın birinde Bizans İmparatoru’nun dünyalar güzeli kızı Armodies amansız bir hastalıkla yataklara düşüyor. Armodies’in ay ışığı gibi parlayan teni günden güne yaralarla doluyor. Koca ülkenin dört köşesinden hekimler çağrılıyor, uzak diyarlardan ilaçlar getiriliyor ama Armodies’in derdine deva olmuyor. Günlerden bir gün bilge bir keşiş prensesin hastalığının çaresinin şifalı sularda olduğunu salık veriyor. İmparator ve maiyeti yelkenleri fora edip buluyorlar keşişin bahsettiği şifalı su kaynaklarını. Armodies her gün bu denize kıyısı olan kentin kaplıcalarına bırakıyor kendini. Bu banyolar kısa sürede iyileştiriyor güzel Armodies’i. Babası gelip kızını alıp götürse de hikayesi dilden dile sürüp gidiyor. Şifa kaynağı coğrafya genç prensesin adıyla özdeşleşiyor.


Aklımda bu söylenceyle köpük köpük buluta teslim olmuş bir İstanbul gününde İDO’nun Yenikapı İskelesi’nden denize açılıyorum. Yaklaşık bir buçuk saatlik yolculuk çarçabuk geçiyor. Bu kadar zamanda başka bir şehre ulaşmanın tatlı telaşı sarıyor içimi. Armodies’e ve sonrasında daha nicelerine şifa dağıtan, denizin, güneşin, yeşilin buluştuğu coğrafyaya ulaştığımda İDO’nun Armutlu Tatil Köyü  İskelesi’ne iniyorum.




 Deniz balıkçı teknelerinden geçilmiyor, besbelli “rastgelen” bir günü yaşıyoruz Armutlu’da.  Teknelerin hummalı çalışmalarından nasiplenmek isteyen oyunbaz martılar sahil boyu dönüp duruyor. Armutlu Tatil Köyü sahili beklediğimden çok daha hareketli. Sonbaharın paletinden süzülen renkleri taşıyan envai çeşit ağacın arasında yürüyüş yapanlara katılıyorum. Bisiklete binenler,  spor yapıp form tutma peşinde olanlar, sahilde martıları besleyenlerle capcanlı bir sonbahar yaşanıyor burada.


Bozburun Feneri’ne Yolculuk

Gün geceye kavuşurken deniz gümüş bir aynaya dönüşüyor. Ufukta titreşen güneşin boyadığı gök kubbe, seyrü sefere hiç ara vermeyen martılar, balıkçı tekneleriyle gündüzü uğurluyorum. Yeni gün benim için oldukça erken başlıyor.  Sabah güneşi bütün sahili hareketlendirmiş, kısa bir yürüyüşle Armutlu Tatil Köyü’nün masmavi manzaralı restoranında gönlüme göre bir masaya kurulup lezzetli bir kahvaltının tadını çıkarıyorum.


 Az sonra kahvaltı sofrasından gözüme ilişen rengarenk bisiklet ve atv’lerin bulunduğu alanda buluyorum kendimi.  Görmek istediğim yerleri seçip bir atv kiralıyorum. Rehberimiz Oktay Bey liderliğinde küçük bir gezginler takımı oluveriyoruz. Armutlu Tatil Köyü, Bozburun adı verilen burnun güney sahilinde yer alıyor.  Atv turuyla yarımadanın diğer doğal ve tarihi güzellikleriyle tanışmak gayesi içinde yola düşüyoruz. Kıvrım kıvrım patikalardan , ağaçların, arı kovanlarının, zeytinlerin arasına giriyoruz.  Meyvelerle yüklü dallara hayranlıkla uzanıyorum. Tabiatın esas duruşa geçtiği bu anlarda safir gibi parıldayan Marmara Denizi bir görünüp bir kayboluyor.  Sık sık fotoğraf molası veriyorum. Nihayet yarımadanın deniz feneri yeşil ve mavi fonda beliriyor. Bembeyaz gövdesi ve olanca yalnızlığıyla asırlardan beri burada duruyormuş izlenimi yaratan Bozburun Feneri’nin rüzgar gülünde 1926 tarihi okunuyor.  Halen gecenin koyusunda gemilere yol gösteren Bozburun Feneri çağlar öncesine uzanan bir geçmişe sahip. Bölge Roma hakimiyetindeyken bu ıssız noktada Akdeniz Mitolojisi’nin denizlere ve depremlere hükmeden tanrısı Poseidon’a adanmış bir tapınak bulunmaktaymış. Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasının ardından Doğu Roma’nın yani Bizans’ın egemenliğinde kalan bölgede tek tanrı inancı hakim olunca Poseidon unutulsa da olumsuz hava koşullarında gemicileri uyarmak adına düdük sistemi faaliyete geçirilmiş. Takvimler 1926 yılını gösterdiğinde de şimdiki narin gövdeli ışık saçan deniz feneri inşa edilmiş. O gün bugündür de gemiler ve gemicilerin yoldaşı olmuş Bozburun Feneri.  Sarp kayalıkların üstünde denizcilere yol gösteren fener zamanla eğitim dünyası tarafından da keşfedilmiş. Çevresindeki huzur ve sağlık ortamının keşfedilmesiyle; felsefe ve tıp öğrencilerinin düzenli aralıklarla toplandığı bir alan olmuş. Bozburun Feneri neler görmüş, neler geçirmiş, şimdi beni de hafızasına kaydediyor.  Bozburun Feneri’nden ayrıldıktan sonra Armutlu’yu tepeden izleme olanağı sunan kocaman bir gölete gidiyoruz. Bir tepenin üzerinde büyükçe bir krater gibi duran göl yağmur sularının birikmesiyle doluyor. Göletin çevresi  Uludağ’dan Mudanya’ya Tirilye’den İmralı’ya hatta hava müsaitse İstanbul’a kadar geniş bir görüş alanına sahip. Gölet alanı sportif aktiviteler, uzun yürüyüşler ve fotoğraf meraklıları için biçilmiş kaftan.



Evliya Çelebi’nin Armutlu’su

Atv turunun ardından Armutlu’nun asırlık çınarlarından birinin altında soluklanıyorum.  Şehir içinde adeta şehir gibi olan İhlas Armutlu Tatil Köyü’nün sınırları içinde kalan anıtsal ağacın kadim gölgesi beni de sarmalıyor.  Tarihin en ünlü gezginlerinden Evliya Çelebi’nin de Armutlu’ya geldiğini anımsıyorum ister istemez.  Şöyle demiş Evliya Çelebi 11. yüzyılda geldiği Armutlu için: “ Nahiyedir. Naib oturur. Subaşısı Bursa Beyi tarafından tayin edilir. Kasaba bir düz sahrada, bağlı ve bahçeli, etrafı armut bahçeleriyle süslü olup bakımlıdır. Onun için Armutlu derler. Üç yüz kadar bakımlı evleri vardır ki, baştan başa kiremitle örtülüdür. Bir camii, bir hamamı,  üç mescidi, bir hanı, on kadar da dükkanı vardır. Suyu ve havası çok güzeldir.” Armutlu sakinleri Evliya Çelebi’nin Armutlu seyahati sırasında rahatsızlandığını ve Bozburun’a gelerek buradaki kaplıcalarda deva bulduğunu aktarıyorlar.


Tarihi çınarın kollarındaki molanın ardından Armutlu’ya doğru uzanıyorum. Armutlu Tatil Köyü’nün önündeki duraktan sürekli Armutlu’ya otobüs ve taksiyle ulaşım imkanı var. Festival gibi etkinliklerde hem belediye hem de tatil köyünün koyduğu ek servisler de bulunuyor. Yol üzerinde Armutlu’yu yüksek bir alan üzerinden gören bir mesire yerine varıyorum.  Bakımlı bir piknik alanı ve seyir terasıyla insanın içini ısıtan bir manzara ayaklarınızın altına seriliyor. Kısa yolculuğumun son durağı  Armutlu İdo İskelesi’nin bulunduğu meydan oluyor. Armutlu sahili bu iskelenin iki yanında uzanıyor, sahil plajlarla ve ağaçlarla süslü.  Çınarlı, martılı, güvercinli huzurlu bir liman. Meydanın en eski mekanlarından biri olan By Vural Cafe&Pastane’ye uğruyorum. Vural Cafe’nin şöhreti Armutlu’dan taşan sahlepiyle bütün yorgunluğum uçup gidiyor.  Bol tarçınlı, dumanı üzerinde enfes sahlep molasının ardından Armutlu Balıkçı Barınağı’na yöneliyorum. İrili ufaklı balıkçı tekneleri rızkının peşine düşmeye hazırlanıyor. Güneşin ufukta kaybolmasına ramak kala mendireğe tırmanıyorum. Limandan çıkan her balıkçı teknesinin etrafında martı kümeleri oluşuyor. Hepsine el sallıyorum, kimi düdük çalıyor, kimi el sallayarak karşılık veriyor. Balıkçılar açık denizde güneşe doğru ilerlerken ben de yavaş yavaş Armutlu Tatil Köyü’ne dönmeye hazırlanıyorum.


Atatürk ve Armutlu
 Armutlu Tatil Köyü ziyaretçilerine sadece deniz, kum ve güneş değil, kaplıca, ısıtılmış deniz sulu havuzları , çamur ve tuz terapi ile tedavi imkanı da sunan Türkiye’nin en büyük ve en kapsamlı tatil köyü olma özellikleriyle hizmet veriyor. Dağ tepe dolaşmanın ardından önce ısıtılmış deniz suyuyla dolu havuza, sonra da kaplıcaya gidiyorum.  Kaplıca çok farklı bir deneyim güneşte kurutulan temiz çamaşırları giyme hazzı, o tarifsiz ferahlık işte kaplıca suyundan çıkınca tam böyle bir his duyuyorum. Tatil özlemini bütün yıla yaymak için ısıtılmış deniz suyuyla dolu, üstelik aqua park deneyimi sunan havuzlar ve kaplıcalar hem eğlenceli, hem de sağlıklı bir alternatif olarak aklıma kazınıyor. Bütün bunların yanında büyük şehrin yanı başında olmasıyla Armutlu Tatil Köyü her mevsim gezginlerin seyahat listelerinde hep üst sıralarda yer almasını sağlıyor. Binlerce yıldır termal sular tabiatın mucizevi iyileştiriciliğini insanlara sunuyor. 
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk de termal suların araştırılmasına katkı sağlamış ve kaplıcaları için 1934 yılında Armutlu’ya gelmiştir. Yalova ziyaretinin ardından Armutlu’ya geçen Atatürk buradaki kaplıcaların daha detaylı incelenmesi için dönemin başbakanı İsmet İnönü’ye telgraf çeker ve gereğinin yapılmasını ister. Atatürk hastalığı döneminde, 1938’de, yeniden Armutlu’ya gelmiş ve kaplıca kürü yaptırmıştır. Armutlu’da her 9 Ağustos Atatürk’ün Armutlu’ya gelişinin anısına etkinlikler düzenlenmektedir.

 
Doğal ve Sade: Fıstıklı Köyü

Burada sabahları uyku mahmurluğuna tutulmuyorsunuz. Koşarak balkona çıkıp martılara “günaydın” diyorsunuz. Onlar da size sonsuz çığlık ve kanat çırpışıyla karşılık veriyor. Güne böyle başlamanın zindeliği paha biçilemez. Böyle güneşli bir Kasım sabahında Armutlu’nun en güzel köylerinden biri olan Fıstıklı’nın yollarına düşüyorum. Yılın bu zamanı Fıstıklı Köyü’nde balık-ekmek festivali düzenleniyor. Çoluk çocuk, gezginler, meraklılar herkes Fıstıklı Köyü’nde buluşmuş gibiyiz. Denizden yeni çıkmış balıklarla şenlenen festival bütün bir güne yayıldığından köyü sokak sokak arşınlıyorum. 




Bahçelerden taşan mandalina ağaçları, onlara eşlik eden kızarmaya yüz tutmuş nar dolu dallar, duvarlardan öbek öbek dökülen ve mevsimin inadına pembesini, morunu yitirmemiş begonviller, ebedi zeytinlikler ve köye adını veren çam fıstıklarıyla tabiatın kusursuz ritmine kapılıyorum. Etrafta kış hazırlığına hız vermiş köylüler bariz bir koşturmaca içinde.  Bahçelere, ağaçlardan taşan, yeni olgunlaşan meyvelere davet ediliyorum. Ara ara yerel mimariyi yansıtan kırmızı tuğlalı köy evlerine rastlıyorum.  Zamanın yorgunluğu bu köy evlerinin dört bir yanından okunuyor. Buna karşılık mütevazı bir zarafetin dik duruşu, yılmayan bir karakterin direnişiyle evler göz kamaştırmaya devam ediyor. Sokaklar, evler, traktörler, kadim zeytin ağaçları geçiyorum ama bir keçi ailesinin yanında epeyce duraklıyorum. Sahibi keçileri salıverince keyifli bir kovalamaca başlıyor. İnatçı, çevik ve mutlu keçilerle seyahat anılarıma renkli anlar ekliyorum.




Organik Tarım

Hafta sonu Armutlu'da  daha bir renkli, daha bir cvıl cıvıl geçiyor.  Cumartesi günleri Armutlu’da semt pazarı zamanı. Pazarda Yalova ve ağırlıklı olarak Armutlu köylüsünün tezgahları sere serpe uzanıyor. Herkes hoşsohbet, herkesin gönlünden bir tebessüm düşüyor. Yörenin temel ürünü zeytin, zeytinyağı ve zeytinyağı sabunları pazarın gözdesi. Armutlu bölgesi iklim ve bitki örtüsü bakımından arıcılık için de son derece uygun bu nedenle organik bal satan tezgahlara da rastlayacaksınız. Balkabakları, biberler, meyveler dışında köylülerin bin bir emekle hazırladığı tarhanalar, erişteler, mısır unları da bu pazarın vazgeçilmez ürünleri arasında. Pazarı gezerken yağmur başlasa da tezgah sahiplerinin gülümseyen sohbetleriyle, havayı falan dert etmeyi bırakıyorum. 




Armutlu’nun bu küçük ama sevimli pazarının ardından semt sakinlerinin “Köy içi” dediği sahil dışında kalan Armutlu’yu dolaşıyorum. Yağmur çiselerken birkaç eski Rum evi ve yerel mimarinin zarif örnekleriyle karşılaşıyorum. Tavuklar, horozlar derken meyve ağaçlarının yükseldiği bahçelere göz atıyorum.  Daracık sokaklar, misafirperver insanlarla yüklü Armutlu’da zaman hızla akıp geçiyor. Armutlu Tatil Köyü İskelesi’nden kendi dünyama dönerken bu coğrafyanın insanları neden kendine tekrardan çağırdığını çok iyi anlıyorum.


Not: Yazı İDO'nun gemi içi yayını Sealife Aralık/2016 sayısı için kaleme alınmıştır. 

24 Eylül 2017 Pazar

İsmiyle Müsemma: Esenköy

İstanbul'un yanı başından, adamı ters düz eden rüzgarla uçuşması hiç bitmeyen, Çınarcık'ın aşırı sakin komşusu olarak nam salmış, balıkçıları sayesinde hep gülümseyerek andığım Esenköy...

İDO'nun dergisi Sealife için kaleme aldığım Çınarcık-Esenköy rotasının ikinci yazısıyla karşınızdayım.  

 

 Çınarcık’a yaklaşık 19 km uzaklıkta, denize paralel uzanan kendi halinde bir sahil kasabası Esenköy. Son yıllarda büyük şehirlerin temposundan bir günlüğüne bile kaçmak isteyenlerin gözde rotalarından biri aynı zamanda. İDO’nun deniz otobüsleriyle Esenköy, Çınarcık’ın ardından ulaşabilecek rüzgarlı bir liman. Yaz boyu denizi arayan tatilcilerle dolup taşan köyde, zeytincilik ve balıkçılık yapılıyor. Denizle dost olmayı ezelden öğrenmek zorunda kalmış bir köy burası. Uzun zaman önce Katırlı denirmiş bu topraklara. İşte Esenköy  Katırlı'yken  karadan yol olmadığından köylüler denizcilikte ustalaşmak zorunda kalmış. Osmanlı İmparatorluğu’nda gayr-i müslim halkın ağırlıklı yaşadığı yerlerden biri olan köyün geçim kaynağı şimdiki gibi zeytinmiş. Gemilere yüklenen zeytinler önce İstanbul’a oradan da imparatorluğun farklı noktalarına yollanırmış. Gel zaman git zaman mübadele olunca burada yaşayan Rumlar Selanik’e yerleştirilmiş. Bugün Selanik’te Nea Katirli isimli köy bu zeytinli sahilin, uzak kıyıdaki anısını halen yaşatıyor. Zaman değişirken Katırlı köyü de Esenköy olarak anılmaya başlıyor. Esenköy gerçekten ismiyle müsemma bir köy. Bütün gün rüzgar kulağınıza oflayıp poflayıp, saçlarınızı savuruyor.  

Esenköy’de balık sezonu açılmış. Gırgırlar, irili ufaklı tekneler balıkçı barınağında hafif hafif titreşiyor. Limanda iğne atsanız suya düşmez bir tekne kalabalığı var. Rüzgarın getirdiği balık kokularını takip ederek barınak boyunca ilerliyorum. Martılar ve kediler de aynı kokulara kapıldığından pek de yalnız sayılmam. Uyku mahmuru balıkçılarla sohbet ede ede mendireğin ucuna doğru gitme niyetindeyken Cabbarlar 2 adlı geminin mürettebatının ısrarıyla akşam tuttukları balıklara ortak oluyorum. Hem balıkçı, hem aşçı Ertuğrul Usta lezzeti arşa değen bir hamsi pişiriyor. “Balıkçının yemeğine ortak olmak sevap” diyor Cabbarlar 2’nin mütevazı balıkçıları. Denizin ruhunu bilen, balığın dilinden anlayan insanlarla yediğim hamsiler hayatımın en güzel öğünlerinden birine dönüşüyor. Günüme bilmeden kocaman bir mutluluk katıyor balıkçılar. Yanlarından ayrılırken bana yalnızca “rastgele” demek düşüyor.  

Balıkçılarla vedalaştıktan sonra tatilin son demlerini de yaşasalar keyiflerinden ödün vermeyen plajlara yöneliyorum. Kırış kırış maviliği yırtan balıkçı tekneleri üzerinde uçuşan kuşlar, uzakta bu güneşli manzarayı kuşatan yeşil dağlar. Etrafta denize girenlerin yanı sıra bisiklete binenler, yürüyüş yapanlar ve koşanlar göze çarpıyor.  
Sahilin  en  çok çocuklar eğleniyor. Kanolar, deniz bisikletleri, kayıklar ve desen desen şemsiyelerle sahilde göz alıcı bir canlılık hakim. Kısa mesafelerle sahil boyu hem özel işletmelerle hem de halka açık plajlarla dolu. Ayrıca restoranlar,çay bahçeleri ve seyahatinizi her daim anımsatacak anı eşyaları alabileceğiniz hediyelik eşya dükkanları da yine sahile paralel cadde üzerinde yer alıyor. Serander Beach, Sempati Beach, Deniz Yıldızı Beach sahildeki işletmelerden yalnızca birkaçı.  Günden geceye 7/24 bir mekan arayanlar içinse en doğru Adres Kaya Garden Beach.  Deniz,güneş, lezzetli yemekler, canlı müzik Kaya Garden Beach Esenköy’de yaz sezonunun favorilerinden.  Yine balıkçı barınağının etrafında konumlanan püfür püfür çay bahçeleri de Esenköy’ün her daim dolup taşan mekanları olarak öne çıkıyor.

                                                               
Esenköy’de güneş elini eteğini çektiği zaman başka türlü hareketleniyor. Akşamın serinliğinde kurulan tezgahlarda ne ararsanız bulabiliyorsunuz. Liman tarafında gün boyu taze balık satan tezgahlara karanlıkla birlikte hediyelik eşya tezgahları ekleniyor. Taze kekikten, bitkisel çaylara, ev yapımı doğal sirkelerden, takılara kadar her şey akşam pazarlarında alıcısıyla buluşuyor. Sahilde bütün açık olan Esenköy Hatıraları Ahmet isimli dükkana giriyorum. Burası her yönüyle katıksız Esenköylü seyahat anılarına sahip olabileceğiniz yegane mekan. Bir kere sahibi ve objeleri elleriyle yapan Ahmet Bey gerçek bir Esenköylü. Üstelik burada satılan neredeyse her şey tam da bu sahilden toplanmış taş ve kabuklarla el yapımı olarak meydana getiriliyor. Deniz kabuklarının verdiği ilhamla raflarda ayıcıklar, dinozorlar ve hatta Esenköy canavarları bile gözüme ilişiyor. Esenköy’den deniz kokan bir seyahat hatırası alıp çantama atıyorum. 








Sahilin yörüngesinden uzaklaşıp biraz ara sokaklardaki Esenköy’ü aramaya yöneliyorum. Köyün geçmişteki anılarını yansıtan tek tük  ev ve birkaç duvarı günümüze ulaşmış bir kiliseyle karşılaşıyorum. Trajik ve unutulmuş görüntüsüyle karşımdaki bitap kilise içime derin bir keder yüklüyor.  Esenköy'de zihnime kazınan son fotoğraf da bu eğri büğrü taş duvarlar oluyor. Coğrafyamızın daha iyisine layık olduğunu düşünerek denize açılıyorum. 

30 Nisan 2017 Pazar

Şöhreti Kilometresinden Büyük: Çınarcık

 Denizler aşıp yeni yerler görme hevesimiz bitmiyor, bitemez. Birçok İstanbullu için nesilden nesile geçmiş bir tutkuya doğru yol alıyoruz. Rotamız Marmara’nın kadirşinas kasabası Çınarcık. Turist olarak gidilip, müdavimi olarak dönülen yerler listesinin en popülerindeyiz. Çay bahçelerinde kağıt helvaların yendiği, çınarların gölgesinde denize girildiği, gün batımına İstanbul’un uzak ışıklarının karıştığı bir keyfin içindeyiz.


Çınarcık, büyük şehir insanının ruhunu serinleten bir kaçış noktası. Okullu çocukların yaz hayali, çalışma temposundan yorulan yetişkinlerin serin gölgesi burası. Özellikle İstanbullu için tatilin klasik adreslerinden biri. Günübirlik de gelseniz, günleri haftalara da bağlasanız yine de tadına doyulamayan yerlerden. Aklımda bu düşüncelerle, gökyüzünün bulutlarla işgal edildiği bir İstanbul sabahında Yenikapı Terminali’nden kalkan gemimle ben de Çınarcık’ın yoluna düşüyorum. Yenikapı’dan Çınarcık’a deniz üzerinde yaptığım yolculuk bir saat sürüyor. Bu kadarcık zamanda başka bir şehirde, başka bir coğrafyada olmanın yarattığı his muhteşem. Çınarcık güneşli bir merhabayla bütün yolcularını karşılıyor. Günün her saati şenlikli olan İskele Meydanı’nda biraz etrafı izliyorum. Baloncular, helvacılar, güvercinler, bisiklete binenler, paten kayanlar derken az sonra sahneye enerjik melodiler yayan bir tren giriyor. Oyuncak bir trenin büyükler için olanı gibi bir şey bu tren. Meydandan binip Çınarcık’ı neredeyse bir baştan bir başa bu eğlenceli vagonlarda turlayabiliyorsunuz. Büyük-küçük herkes trene binmeye can atıyor. Öğlende başlayan trenli gezmeler, gece yarısına kadar devam ediyor.  



Kio’dan Çınarcık’a…

İskele Meydanı’nın sağında ve solunda göz alabildiğine bir koy olarak uzanıyor Çınarcık. Bu masmavi dekor içinde sıra sıra çınar ağaçları selam duruyor. Yılları devirmiş çınarlar bölgeyle özdeşleşmiş. Kasabanın şimdiki adının da bu çınarlardan geldiği düşünülüyor. Çınar bölgenin o denli ayrılmaz bir parçası ki 1994 yılından beri her yaz Altın Çınar Festivali düzenleniyor. Yaz coşkusuna  uygun olarak müziği, dansı ve sanatın farklı dallarını bir araya getiren festival bölgenin sosyal yaşamına bambaşka bir soluk katıyor.
 Anadolu’nun dört bucağı gibi erken devirlerde kurulmuş merkezlerden biri Çınarcık. Frigler’den Bizans’a kimler gelmiş geçmiş bu topraklardan. Korunaklı limanı sayesinde Bizans ve Osmanlı döneminde yıldızı parlamaya başlamış bölgenin. Rumlar Kio adını vermiş bu topraklara “Temiz havası olan şehir” anlamında. Gerçekten de bugün bile mis gibi havası var Çınarcık’ın. Yapılan araştırmalar ülkemizin en temiz havası olan ikinci yeri olduğunu gösteriyor bu bölgenin. Üstelik uzun yıllardır astımlı hastalara bile şifa bulsunlar diye Çınarcık seyahati reçete ediliyor.
Tertemiz havayı içime çekerek kasabanın eskilerinden Beyaz Bahçe’ye yöneliyorum. Beyaz Bahçe, palmiye ağaçlarıyla süslü duvarları, sahile ve iskeleye hakim konumuyla Çınarcık’ın ünlü çay bahçelerinden biri. Özellikle gün batımına karşı içilen okkalı kahveleri ve yaz sıcağına karşı bire bir olan ev yapımı limonataları Beyaz Bahçe’nin geleneksel lezzetlerinden sadece ikisi. Beyaz Bahçe’nin sakin atmosferinde biraz soluklandıktan sonra, eşyalarımı bırakmak üzere Çınarcık’ta kaldığım her günü daha bir güzel kılan Çınarcık Hotel’e doğru ilerliyorum. Kısa bir yürüyüşün ardından ulaştığım Çınarcık Hotel’de muazzam bir manzaraya açılan, ferah bir odaya sahip oluyorum. Gözlerimi masmavi sular ve yemyeşil çınarlarla donanmış odamın manzarasından zorla alarak kendimi tekrar Çınarcık’ın caddelerine atıyorum. Sahil boyu allı morlu çiçekler gibi açılmış şemsiyeleri takip ederek yeniden İskele Meydanı’na süzülüyorum. Burası aynı zamanda dolmuş ve taksi gibi ulaşım araçlarının da kalkış noktası.  Çınarcık’ın mavi bayraklı sahili Kum Plajı yakından görmek için bir dolmuşa atlıyorum. Kısacık bir yolculukla Teşvikiye mevkiinde bulunan Kum Plaja iniyorum. Teşvikiye bölgesi muhteşem kumsalı sayesinde bir Çınarcık seyahatinde mutlaka uğranılması gereken yerlerin başında geliyor. Sahil boyunca birbirinden keyifli beach’ler sıralanıyor.  Bölgenin en gözde mekanıysa Cemos Beach. Konuklarına su sporlarından, beach partilere kadar sezon boyunca sürprizler hazırlayan Cemos Beach’te harika bir geç kahvaltı ediyorum. Cemos Beach’te tatilciler güne böyle lezzetli bir kahvaltıyla başlayıp, güne mavi sularda devam ediyorlar. Bazı geceler tanınmış seslerin performansları bu kumsalı inletiyor. Bu arada Çınarcık’ta ritmi hiç düşmeyen bir gece hayatı var. Gece kulüpleri, beach partiler, konserler Çınarcık gecelerinin vazgeçilmezleri arasında. Yaz mevsimi festivaller, konserler, beach partilerle neşe içinde  geçiyor buralarda.


Çınarcık Hotel'in ufku


Cemos Beach


Cemos'un plaj kahvaltısı



Beyaz Bahçe

Liman Restoran, Çınarcık'ın klasiklerinden.

  Çınarcık'ta dondurmalarıyla ünlü sıra sıra birçok dükkan var. Her birinin önü kuyruk. Benim favorim Özer Usta'nın işlettiği Özkaymak oldu. 


Erikli Yaylasına Doğru...

Çınarcık’la Teşvikiye arası keyifli bir yürüyüş ve bisiklet parkuru. Ama sporla iç içe bir seyahat planlıyorsanız Teşvikiye’nin hemen yanı başındaki Erikli Yaylası’nın yolunu tutmak gerek. Teşvikiye’den Erikli’ye tırmanış yeşilin sizi sarıp sarmalamasıyla sürüp gidiyor. Küçücük köy evleri, koyun sürüleri, zaman zaman görüş açımıza giren bir akarsuyla yaşadığımız coğrafyanın güzelliğine şapka çıkarıyoruz. Aracımız kıvrıla kıvrıla yükselen bir yol hattında ilerliyor. Zümrüt yeşili tabiat Erikli Yaylası’nın doğal güzelliklerinin habercisi gibi görüntüler sunuyor. Etrafta azimli bisikletçiler pedallara yüklenmiş durumda; parkur zorlu fakat herkes halinden memnun görünüyor. Erikli Yaylası artık dokunacak kadar yakın. Şimdi doğanın sesi başlı başına bir orkestraya dönüşüyor. Ağaçlar arasından adeta kutsal haleler saçarak süzülen gün ışığı ve sonsuz bir döngü içinde akan şelalenin sesiyle kusursuz bir tablonun içinde buluyorum kendimi. Yolculuğun bütün yorgunluğu akan suyla yok oluyor sanki. Asma köprülerden geçip, ağaç dallarından gök yüzü görünmüyor zaman zaman. Tabiatın sonsuz hakimiyetine, toprak kokusuna esir oluyorsunuz. Buraya bir kere gelince bütün bir günü burada geçirmemek için hiçbir sebep yok. Bisikletle buralara kadar pedal çevirenler yolculuklarını piknikle tamamlıyor. Kesin olan şu ki gündelik telaşlar Erikli’de çok gerilerde kalıyor ve hiç umursanmıyor…



Çifte Şelale

Toprak yollardan, doğanın ahengini bozmadan kurulmuş çay bahçelerinden geçiyorum. Küçük dereler üzerine atılmış ahşap masalara gün ışığı bir ressamın paletinden çıkmış gibi düşüyor. Değil masalarda oturmak, bu sahneyi izlemek bile başlı başına güzel. İlerleyişim Çifte Şelale’nin bütün haşmetiyle önümde belirmesiyle son buluyor. Doğanın mucizelerinden biriyle karşı karşıyayım. Şelale kendisine kavuşanları güzel manzarasıyla ödüllendiriyor.
Çifte Şelale’den ayrılmadan tabiatın yarattığı resimde kendime de bir yer açarak Hanımeli Gözleme’de kısa bir mola veriyorum. Sobada fokurdayan çaylar, taptaze yeni açılmış gözlemeler suya kondurulmuş ahşap masalara servis ediliyor. Gün batmadan Erikli’nin diğer mücevherlerini görmek için Dipsiz Göller’e doğru yola çıkıyorum. 530 metre rakımda bulunan Dipsiz Göller biri büyük, diğeri biraz daha küçük olmak üzere iki gölden oluşuyor. Sazlıklar, ağaçlar, bulutların gölde titreşen yansımalarıyla söze dökülemeyecek enfes bir manzara önüme seriliyor. Güneş Çınarcık semalarını kızıla boyayıp yerini yıldızlı geceye bırakınca ben de Çınarcık Hotel’deki huzurlu odama dönüyorum. Sabaha dalga sesleriyle uyanıyorum. Zira Çınarcık Hotel’de yeni güne odanızı dolduran dalga sesleri ve deniz kokusuyla başlıyorsunuz.





Garip bana poz verirken.


Çınarcık Hatırası

Günlerden Çınarcık pazarı olunca ister istemez kalabalık sizi alıp pazara götürüyor. Pazarın çoğunluğu çevre köylerden gelen köylüler ve onların bahçelerinde yetişen ürünlerle dolu. Bölgenin alameti farikası zeytin ve zeytin yağı tezgahların baş tacı. Çınarcık ve civarının diğer dillere destan ürünü Kızılcık. Şenköy’ün kızılcığı ve kızılcıktan yapılan reçelleri, şerbetleri pazarın arananları arasında. Antik çağlardan beri şifa kaynağı olarak kullanılan kızılcığın kıymetini biliyor Şenköylüler ve her yıl kızılcık adına festival düzenliyorlar. Sıcak kanlı, güler yüzlü köylüleri pazarda bırakarak denize girenlerin çevresinden dolaşıp Çınarcık Limanı’nın yolunu tutuyorum. Limanın girişinde türlü türlü numaralarla peşimi bırakmayan Garip’le tanışıyoruz. Garip limanın oyuncu ve sevgi arsızı köpeği. Limanda sağa sola konan karabataklar ve martılarla pek iyi anlaşamasa da insanlara karşı son derece sevgi dolu. Çınarcık Liman’ı keyifli bir gezi alanı. Duvarları resimlerle donatılmış, tam uçta “Çınarcık Hatırası” olarak anılarda yer edecek deniz feneriyle, fotoğraf severlerin kaçırmaması gereken yerlerden biri.
Liman ve çevresi kafeleri, restoranları, plajlarıyla Çınarcık’ta hareketli bir bölge. Burada güneşe ve denize doyduktan sonra dilerseniz Hasan Baba Mesire Yeri’ne ulaşabilirsiniz. Çınarcık’ı tepeden gören bir konumda bulunan Hasan Baba envai çeşit ağaçları ve şehre olan yakınlığıyla piknik yapmak isteyenler için biçilmiş kaftan. 


Bu pazar çok güler yüzlü pazarcılarla dolu. 


Kızılcık ve zeytin


Hasan Baba Mesire Alanı


Gittiğim yerde illa ki bir yağmur, bir fırtına, bir sel olur. Çınarcık'ta da gelenek bozulmadı.

Veda Busesi

Çınarcık, İDO'nun dergisi Sealife için yaptığım yolculuklardan biriydi. Çınarcık'tan Esenköy'e kadar uzun bir yazının şimdilik Çınarcık bölümünü aktardım. İlerleyen günlerde yazının Esenköy bölümüyle karşınızda olacağım.


Not:Açılış fotoğrafının yayın hakları  Çınarcık Belediyesi'nde olup, izin alınarak kullanılmıştır.